автордың кітабын онлайн тегін оқу Поломанные жизни. Самые известные турецкие рассказы XX века. Уровень 1
Халид Зия Ушаклыгиль
Поломанные жизни
Самые известные турецкие рассказы XX века
Уровень 1
* * *
© Серазидинова С. Р., адаптация текста, комментарии, упражнения, словарь, 2023
© ООО «Издательство АСТ», 2023
Hepsinden Acı
Ne zaman Galip Ferruh’u görsem[1] onun gençlik neşesi beni de neşelendirdi. Onun mutlaka ya yeni bir başarısı ya da on beş günlük kısa bir sevda ömründen sonra bir çiçeği vardı. Aramızdaki büyük yaş farkını biliyordu ve kendi duygularını göstermekten çekiniyordu. Yalnız elimi nazikçe sıkardı ya da uzaktan bana selam gönderirdi. O zaman sesi ve hali öyle mutluydu, tebessümü öyle anlamlıydı ki bu genç dostumun duygular hayatını yarı şeffaf bir tül arasında görüyordum. Onu genel olarak Şişli ile Tünel[2] arasında görürdüm: Bastonunu ve eldivenlerini sallar, etrafa, “Affedersiniz! Çok meşgulüm, bir dakika bile kaybedemem!” diye özür diler, hızlı adımlarla bir telaş rüzgârı içinde kalabalığın arasından koşardı. Ve ben de uzaktan, “Elbette dostum, madem ki gençsin ve madem ki hayatı böyle neşe ve eğlence içinde geçirmeye hazırsın, koş o zaman. Vaktini yaşlı dostların tavsiyelerine ayırma. Koş ve onlardan kaç! Yalnız, çocuğum, dikkat!” derdim. O artık gitmiş, bu son ihtarı fark etmezdi. Kalabalığın içinde sadece onun şapkası uzaklaşıyordu. İlkbaharlar, yazlar, kışlar, sonbaharlar geçerdi ve o her zaman yakasına bir çiçek iliştirir, Taksim’den Tepebaşı’na, Tünel’den Galatasarayı’na koşardı.
Bir yaz günüydü. Taksim’den geçiyordum. O saatlerde bahçe genellikle tamamen tenha olurdu, oraya girmek istedim. Sol taraf yolunda ilerliyordum. Birden onunla karşılaştım. Bir bankta oturuyordu, iki eliyle bastonu tutuyordu, çenesini bastonunun kabzasına koymuş, üzüntü içinde düşünüyordu. Kendi kendime: “Galip Ferruh’un macerası bugün başarıyla bitmemiş.” dedim.
Beni gördü ve ayağa kalktı. Biliyordu ki ben ona saygısız bir soru sormayacağım. Ben bir soru sormadan önce, “Nasıl bu saatte burada?” dedi.
Birbirimizi[3] yalnız bırakmak istiyorduk, beş on adım birlikte yürüdük, sekiz on boş cümleden sonra ayrıldık. Ben yavaş yavaş yürüyordum, bahçenin sağ tarafını çevirdim, bahçeden çıkıyordum ki onu tekrar gördüm. Fakat bu defa yanında küçük ince sarışın, pek genç bir kız vardı.
Beni hemen gördü ve gözlerini indirdi. Ben onu görmemiş gibi yaptım ve onlar yavaş yavaş geçtiler. Her ikisi birinci defa buluşmuş gibi, çocuklar gibi çekiniyordu. Onları sıkmamak için bahçeden çıktım, yoluma devam ettim. Biraz da gençliğin bu uzak heyecanını özlüyordum.
Bir uzun zaman geçti. Galip Ferruh’la artık karşılaşmıyordum, onu görmemeye biraz da alıştım. Onu bir kış akşamı sinemada bir kürk mantolu ince sarışın bir kadınla gördüm. Selamlaştık ve birden o Taksim Bahçesi’ndeki[4] kızı tanıdım. Beni selamladılar, iki adım öteye ilerledikten sonra birden Galip Ferruh döndü. Yanındaki kızı uzun zaman yalnız bırakmak istemiyordu, aceleyle bana: “Uzun zamandır sizi görmek istiyordum. Bana izin verir misiniz, bir gün, mesela yarın, size geleyim mi? Yarın cuma değil mi?” dedi.
Yardım istiyor gibiydi, gözleriyle yalvarıyordu. Ben anladım ki beni görmek hemen o saniyede istedi. Kadın onu beklemedi, yürüdü. Ben kabul ettikten sonra ona katılmak için koştu. Kendi kendime: “Bu defa genç dostumun sevdası çok ciddiymiş.” dedim. Aklımda hesap ediyordum, hazirandan aralığa kadar altı aylık bir ilişkiyi bir çocukluk için çok fazla buluyordum. Ondan sonra, genç dostumun halinden anladım ki o hiç mutlu değildi.
Ertesi gün bana erken bir saatte geldi. Önce bu, sıradan bir ziyaret gibiydi. Kıtaplarıma baktı, karıştırdı, en yeni kitaplar hakkında fikirlerimi sordu. Ama cevaplarımı dinlemiyordu, dalgındı. Yerden gözlerini kaldırmıyor, birinci defa benimle bu kadar açık bir konuşmaya cesaret bulmak için kendini zorluyordu: “Dün gece gördünüz, değil mi? Elbette fark ettiniz ki o kızla altı ay önce Taksim Bahçesi’nde karşılaştınız.” dedi.
Gözlerimi kapadım, sanki uzak bir hatırayı araştırdım, “Evet,” dedim. O zaman acı acı gülümsedi, “Biraz uzun bir zaman!” dedi ve kesik kesik cümlelerle anlattı. Hikâyesi çok basit, hemen bütün bu tür maceralara benziyordu. O kızın babası kimdi, kimse bilmiyordu. Herkes annesini tanırdı. Galip Ferruh bir kadın ismini bir mırıltı içinde söyledi. Bu ismi hatırladım: O kadın bir zamanlar İstanbul’un en kirli âlemlerinde dolaşıyordu. Onun kızı da aynı âlemlerin civarında dolaşmaya başlıyordu ki yoluna Galip Ferruh çıktı. Ve nasıl oldu, bilmiyordu, anlatamıyordu. Bütün gözlemlerine, tecrübelerine, inançlarına rağmen o bu kızı tamamen çamurlara bulanmadan önce kurtarmak, İstanbul’un uçurumlarında tehlike ihtimallerine karşı korumak istedi.
Kendi kendime, “Ne yazık! Bu daima böyle başlıyor.” dedim.
O hikâyesine devam etti: İlk aylar pek mutlu geçti. Bir küçük evde üç odalık bir daireleri vardı. Anne ile kızı orada yerleştirdi. Kendisi de hemen bütün hayatını, orada, onların arasında geçiriyordu.
Bunu söylüyor ve gözlerini kaldırmıyor: Nasıl devam edecek, bilmiyordu. “Rica ederim, beni kınamayın,” dedi. “Ben biliyorum, neleri bana söylemek istiyorsunuz. Onları bana diğerleri söyledi. Herkesten çok onları ben kendi kendime tekrar ettim, fakat mümkün değil, işte itiraf ediyorum, kendimde gerekli gücü bulamıyorum. Tamamen yenildim, direnemiyorum. İlk aylardan sonra aramızda bir acı, bir cehennem hayatı başladı. Ben tamamen anlıyordum ki o beni sevmiyor. Hattâ hiç bir zaman sevmedi, bana karşı ilgi duymadı. Aşk, bağlılık değil, tam tersine bana derin bir düşmanlık hissediyordu. Her gün birbirimize biraz daha düşman oluyorduk. Evet, düşman! Bu kesin. Beni en çok ne mutlu edecek…”
Devam edemedi. Yüzüme bakıyordu. Şu dakikada Galip Ferruh altı ay önce her zaman mutlu, neşeli, çiçekli gençten o kadar uzaklaştı, kızgın ve öfkeli gözlerle yüzünde acı ifadesiyle öyle başkalaştı ki bu sade aşk macerasının altında bir cehennem ömrünü hissediyordum.
O boğuk bir sesle cümlesini tamamladı: “Evet beni en çok, annesini ve kızını öldürmek mutlu edecek!” dedi.
Bu kadarı yeterdi. Onun bütün bu sevda acısı altında büyük bir kıskançlığın işkencelerini görmek için fazla ayrıntı beklemeye gerek yoktu. Sözlerinden her şey apaçıktı, anneye düşmanlık duygusu gerçeği gösteriyordu. Bir aralık Galip Ferruh’un gözlerine baktım ve bir şüphe ile titredim. Bu deliliğin başlangıcı mıydı yoksa bu çocuk teselliyi zehirli ilaçlarda mi arıyordu?
Şimdi ayaktaydı, artık her şeyi unuttu ve taştı: “Halbuki çamurdan onu ben çıkardım, nasıl istiyorum ki bu kızda temiz duygular uyansın…” diyordu.
Onun annesinden bahsetti. Hırsından titriyordu. Bu kadının elinde o kız zavallı gence nasıl bir hayat yaptı, bunu öğrenmek zor değildi. Bu çocuğun zayıflığına karşı çıktım: “Ama dostum, senin için en iyi karar onu bırakmak.” dedim.
Zavallı cevap verdi: “Evet, dedi. İşte dün akşam sizinle karşılaştık ve buna karar verdik. Onu evden, annesinin yanından aldım, oraya götürdüm, “Annenden ayrılacaksın, benimle kalacaksın,” dedim. O beni, çenesi avucunun içinde dinledi. Ben bütün iyiliklerimden, aşkımdan bahsediyordum. Önce tehdit ile başladım, sonra yavaş yavaş yalvardım. Ah, nasıl aşağılanıyor, yalvarıyordum.
O cevap vermiyor, gözleri yüzümde, sade dinliyordu. Sonunda bana sordu: “Sonra?” dedi. Ben: “Sonra, ya annen ya ben…” dedim. O zaman çenesini avucundan çekti, iki ellerini kavuşturdu, yüzüme baktı. Bu dakikada bana nasıl bir alayla baktı, için için bana nasıl ahmak dedi, buna dikkat etmemek mümkün değildi. Ayağa kalktı, “Öyleyse,” dedi, “beni annemin yanına götür, oradan sen de annenin yanına gidersin.” dedi.
Kalktık, çıkıyorduk, sizinle karşılaştık, o dakikada tamamen karar verdim. O yürüyordu, ben takip ediyordum. Sokakları böyle geçtik, eve böyle geldik. Merdivenleri çıktık, yukarıda yüzüme bakmadan parmağını zile bastı, annesi kapıyı açtı. O zaman kapıyı kenarından tuttu, diğer elini uzattı: Beni içeri almıyordu. “Teşekkür ederim,” dedi ve kapıyı kapadı…”
Bu sade hikâyeyi dinliyordum ve çok kızıyordum: “Çok güzel! Tabii sen de oradan eve, kendi evine, annenin yanına gittin…” dedim.
Boş bir bakışla yüzüme uzun uzun baktı. Cevap vermek için yutkundu, sonra birden masanın üstünde kitapların üzerine kapandı ve bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Ben artık hayalimde bu olayı görüyordum. Onu görüyor gibiydim: Yüzüne kapı kapandı, o kapının önünde yalvarıyordu, özür dilemek için parmağıyla zili uzun uzun çalıyordu, merdivenlerden inmeye, bu mutsuz evden kaçmaya güç bulamıyordu, bu evin eşiğinde kıvranıyordu ki o, bu evi kendi parasıyla tuttu, kendi eşyasıyla döşendi. Yanına kadar gittim, yalnız, “Seyahate çıkmak lazım!” dedim.
Fırladı, bana üzüntüsünü böyle göstermekten pişmandı ki izin istedi ve kaçtı. Bundan sonra Galip Ferruh benimle karşılaşmaktan çekinmeye başladı. Sanki bu konuşmadan sonra utanıyordu. Uzaktan uzağa haber alıyordum ki o kızla orada o kadınla beraber yaşıyordu. Bu kız zevk ve eğlenceye düşkündü ve hakkında değişik hikâyeler anlatıyorlardı. Galip Ferruh’la alay ediyorlardı, onun gerçek dostları da acıyla: “Ne yazık! Ne yazık!.. Onun geleceği o kadar güzel ve parlaktı, şimdi bu genç harap oluyor!..” gibi şeyler söylüyordu. Yine uzaktan uzağa karşılaşıyorduk ve gördüm ki onun gözlerinde siyah bir üzüntü ifadesi, yüzünde derin bir acının çizgileri var. Yakasında artık çiçek yoktu, elbisesine dikkat etmiyordu, sırtı sanki kamburlaşıyordu. Korkuyordum: Bu zavallı adam çareyi tehlikeli ilaçlarda mı arıyordu? Bunu bana dostları anlattı.
Bir gün kışın gürültülü bir akşamında Beyoğlu’ndan[5] koşuyordum ve onu gördüm. Tuhaf bir şekilde güldü, “Sizi uzun zamandır görmedim. Beni affediyor musunuz?” dedi. Sonra birden ekledi: “Haberiniz var mı? Bitti, bu defa tamamen bitti. Artık bir kötülük olacak, kimse onu saklayamayacak.”
O tuhaf tuhaf gülmeye devam ediyordu: “Evi, eşyayı onlara bıraktım, bir hafta önce…” Sesi öyleydi ki sanki boğuluyor gibiydi, “Bir haftadır annemin yanındayım…”
Devam etmedi, “Gelirim, sizi görürüm,” dedi ve ayrıldı.
* * *
Bir hafta sonra şehrin toplantı yerlerinde bir haberi duydular ki Galip Ferruh onunla tekrar birleşmiş, hattâ evlenmiş, balayını geçirmek için yeni karı koca Moda’ya[6] gitmişler.
Çok geçmedi, bir sabah gazetelerin polis haberlerinde okudum: “Bir kadını (kadın eski kokotlardan) yatağının içinde boğdular.”
Birden anladım, bu kimdi. “Eyvah!” dedim, “ya Galip Ferruh? Ve o kız, o kadının kızı?” Bu haberin altında bir ek vardı: “Galip Ferruh ile karısı yeni evlendi ve balayını Moda’da geçiriyordu. Dünkü fırtınalı günde Moda’dan bir sandalla gezmeye çıktı ve yirmi dört saat içinde geri dönmediler.”
Polis, gazeteciler bu iki olayı birleştiremedi, sonunda üç beş gün sonra bu olayı unuttular. Bunun sırrını yalnız ben anladım…
Упражнения
1. Соедините синонимы:
2. Переведите следующие слова и фразы:
Радость, безлюдный, приключение, тосковать по чему-то, привыкать, умолять, секунда, визит, подсчитывать, рассеянный, замечать, испачкаться в грязи, прóпасть, осуждать, ад, пытка, утешение, угроза, порог, странный, задыхаться, медовый месяц, супруги.
3. Вставьте пропущенные слова:
a. Birinci defa benimle bu kadar açık bir konuşmaya ______________ için kendini zorluyordu.
b. Bütün ______________ rağmen o bu kızı tamamen çamurlara bulanmadan önce kurtarmak, İstanbul’un uçurumlarında ______________ korumak istedi.
c. Fırladı, bana ______________ pişmandı ki izin istedi ve kaçtı.
4. Найдите верные утверждения:
a. Yazar ve Galip Ferruh yakın arkadaş değildi.
b. Yazar kızı ilk kez yazın gördü.
c. Galip Ferruh o kızla tanışmadan önce mutsuz ve üzgündü.
d. Kız saygın bir aileden geliyordu.
e. Galip Ferruh karısını boğdu.
f. Polis olayın sırrını çözemedi.
Ответы
1. 1e, 2g, 3a, 4b, 5f, 6c, 7d
2. Neşe, tenha, macera, özlemek, alışmak, yalvarmak, saniye, ziyaret, hesap etmek, dalgın, fark etmek, çamura bulanmak, uçurum, kınamak, cehennem, işkence, teselli, tehdit, eşik, tuhaf, boğulmak, balayı, karı koca.
3. a. cesaret bulmak; b. gözlemlerine, tecrübelerine, inançlarına / tehlike ihtimallerine karşı; c. üzüntüsünü böyle göstermekten.
4. a, b, f
Сад Таксим – парк в европейской части Стамбула в конце XIX – начале XX века, модное место встреч, прогулок и развлечений.
«Друг друга».
Мода – район в азиатской части Стамбула.
Бейоглу – округ в европейской части Стамбула.
Шишли, Тюнель и далее Таксим, Тепебаши, Галатасарай – районы в европейской части Стамбула.
«Всякий раз, когда я видел Галипа Ферруха» – сочетание вопросительных слов с глаголом в условном наклонении или условной модальности (-sA) передает идею обобщения.
Dilhoş Dadı
1
Bir Eski Bağ
Onu hâlâ bugün hatıralarımın arasında tamamen canlı, geziyor ve söylüyor görüyorum. Sanki ölmedi, sanki mezarının üzerinden uzun yılların siyah geceleri geçmedi, sanki bir duvar ruhlarımızı yavaş yavaş birbirinden ayırmadı. En uzak hatıralarıma kadar gidiyorum, onunla beraber yaşamaya galiba dört yaşında başlamışım: Ve o yaştan sonra ona bağlılığım güçleniyordu, günden güne ilişkimizin samimiyeti, gücü artıyordu, on dört yaşına kadar hep onun sevgisi arasında büyüdüm. Neden dert ve tehlike zamanlarında güvenliği, sağlığı, teselliyi onun bakışında, onun gülüşünde arıyordum?
Annemle ve kardeşlerimle, hattâ evin bütün halkıyla aramızda o bulunurdu. Bazen biri bana ders vermek ya da saldırmak isterdi. O zaman onun ince ve küçük eli heyecanla, biraz da öfkeyle uzanır, beni korurdu. Böylelikle ben de ona ilgi ve ihtiyaç duyuyordum, o da beni başkalarından daha çok ayırıyor, benimsemek istiyordu. Ve her ikimiz de her zaman bu birliğimizden memnunduk. Ailenin diğer çocuklarıyla ve onların koruyucularıyla Dilhoş Dadı’nın arasında bunun için bir tür savaş vardı. Fakat bana karşı sevgisinin gücüyle o herkese karşı kendinden o kadar emin bir tavırla yürürdü, her tür kavgalar, sataşmalar, alaylar içinde öyle demir bir kale gibi geçerdi ki ben uzaktan övünçle onu takip eder ve etrafa korkusuz bir bakışla meydan okurdum, sanki üzerimde bir silah taşıyor gibiydim. Bazen bir oyun sırasında biri güç kullanır ve hakkımı benden almak isterdi. Ama onun meraklı gözleri mutlaka olayları takip ederdi. Ben kendimi koruyamaz, göz yaşlarından başka bir çare bulamazdım. O bir taraftan çıkar, yavaşça gelir, etrafa, “Kim sesini çıkarırsa[7] karşısında beni bulur!” tehdidiyle bakardı. Beni çeşme başına götürür, yüzüme gözüme su çırpar: “Gel, dama çıkalım, sen uçurtmanı uçur, ben de senin çoraplarını öreyim…” derdi. O zaman evin damına çıkardık. Bu en büyük eğlencelerimden biriydi. Oraya yalnız çıkamıyordum, mutlaka onun kontrolü altında uçurtma uçurmak mümkündü, bu oyun da en çok hoşuma gidiyordu. Şimdi düşünüyorum ki bu, çocukluğumun en mutlu saatleriydi: Böyle, onun gözü önünde, evin büyük ve yüksek damında elimde uçurtmanın ipiyle geçiyordu bu saatler.
Ben uçurtmamla oynardım. O, gölgede bir dikişle, çoraplarımı örmekle meşgul olurdu. O zaman da kendi kendine mırıldanırdı: Onun kendi dilinde kendi memleketinden şarkıları vardı. Bu şarkılarda öyle hüzünlü bir tatlılık, bir yumuşaklık vardı ki insan ağlamak istiyordu. Bu şarkıların hepsini az çok biliyordum, sözlerini bilmemekle beraber ben de bazen bir mırıltı içinde bunların melodilerini tekrar ederdim. Zaten onlar biraz da bizim türkülerimize[8] benziyordu. Onun için bana pek yabancı gelmezdi. Örneğin bir tanesi vardı ki bana pek çok üzüntü veriyordu.
Dadım da ara sıra konuşmak isterdi. Birdenbire gözleri bir ufukta hatıraları aramaya, bana memleketinden, annesiyle kardeşlerinden, sonra bir büyük denizden bahsetmeye başlardı. Bunların çeşitli parçalarından bir bütünü çıkaramıyordum. Fakat yavaş yavaş yaşım ilerliyordu ve ben geriye bakar, anlamlar çıkarabilirdim, sonraları bunları bağlayabildim, o zaman belirsiz noktalara açıklık getirebildim. Öyle ki Dilhoş Dadım’ın acılarla dolu ruhunu, onun vücudu topraklara karıştıktan sonra okuyabildim.
Mesela onun büyük denizi Çad Gölü olabilir, bunu sonradan anladım. Bana bir kere anlattı ki o, kendi memleketinde bir padişah kızıydı. Belki Afnu diyarında bir kabilede… Dadımın dilinde padişah kelimesi bir kabile başkanı demekti, buna sonra karar verdim. Yalnız bugün bile bence şüphesiz ki o mutlaka hükümdar bir ailesinden geliyordu. Esirliğine rağmen evin hanımları yanında bile onurlu tavırları, onu başka türlü üstün bir muameleye layık gösteriyordu.
Bir gün nasıl oldu, bilmiyorum, o yine bir işle meşguldü. Yine damdaydık, yine o hüzünlü şarkıyı söylüyordu, ben de uçurtmamın sicimlerini çözmek için yanında uğraşıyor, ara sıra onun makasını kullanıyordum.
“Kuzum, dadıcığım,” dedim, “bu şarkının anlamı nedir?”
Yüzüme baktı, bunu bana anlatmak için tereddüt etti, bunu gördüm. Sonra dikkatle şarkıyı kısmen anlattı, bazı parçaların üzerine örtü attı, şarkının şurasını burasını çıkardı. Sözlerine göre şarkının anlamı kısaca şuymuş: “Şarkıyı bir genç kız söylüyormuş, o, memleketin en güzeliymiş. Birçok genç onu istemiş, fakat babası inat eder, güzel gençlerden hiç birine onu vermezmiş. Bir gün bu genç kız hasta olmuş, bir garip hastalıkla… Karnı şişiyormuş ve her gün suyun başına gider, dalgalara bakar, ağlarmış. Sonunda bir gün onun yanına arkadaşları gelmiş.”
Burada Dilhoş Dadı gözyaşlarını sildi ve kızların sözlerini bana tercüme etti. Derlermiş ki: “Sen güzeldin, neşeliydin, şimdi ne oldu sana? Günden güne soluyorsun; yüzün, vücudun küçük ve ince oluyor, bir yandan da karnın şişiyor. Önce her zaman gülerdin; şimdi de suyun başında, sanki dalgaların arasına karışmak ve buradan uzaklaşmak istiyorsun, düşünüyorsun, ağlıyorsun. Ne derdin var?…”
O da cevap veriyor: “Ben bu derdi pek iyi biliyorum, fakat kimseye bir söz söyleyemem. Bu derdi bana biri verdi, bilmiyorum ki dert benden çıktıktan sonra…”
Dilhoş Dadı bana baktı ve burada durdu, sonra, “Kuzum, dadı! Bitirsene…” diye ısrar ettim, o merakıma dayanamadı, belki anlayamayacağım diye düşündü ve söyledi:
“Bu derdi bana biri verdi, bilmiyorum ki dert benden çıktıktan sonra ona baba mı diyecek, büyük baba mı diyecek?…”
O zaman gerçekten anlamadım, dadımın yüzüne bön bön baktım. Fakat sıkıntıyla duydum ki ruhumun içine bir kurşun gülle ağırlığıyla belirsiz bir gerçek indi. Asıl gerçeği kim bilir kaç yıl sonra anladım. Hâlâ şarkının melodisi beynimin içinde titrer ve bende de bir ağlamak isteği uyanır.
Упражнения
1. Соедините выражения с их переводом на русский язык:
2. Переведите следующие слова и фразы:
Могила, дух, искренность, нападать, гнев, защитник, ссора, насмешка, брызгать водой, вязать носок, запускать воздушного змея, бормотание, горизонт, племя, правитель, веревка, ножницы, медлить, упрямиться, распухать, настаивать, любопытство, свинцовое ядро.
3. Вставьте пропущенные слова:
a. Neden dert ve tehlike zamanlarında ______________ onun bakışında, onun gülüşünde arıyordum?
b. Fakat bana karşı sevgisinin gücüyle o herkese karşı ______________ bir tavırla yürürdü.
c. Ben kendimi koruyamaz______________ bulamazdım.
d. Dadımın dilinde padişah kelimesi ______________, buna sonra karar verdim.
e. Esirliğine rağmen evin hanımları yanında bile onurlu tavırları, onu ______________ gösteriyordu.
4. Найдите верные утверждения:
a. Yazar Dilhoş Dadı’yla birlikte 7 yıl yaşadı.
b. Dilhoş Dadı yazarı diğer çocuklardan ayırıyordu.
c. Dilhoş Dadı neşeli şarkılar söylüyordu.
d. Yazar dama tek başına çıkabilirdi.
e. Dilhoş Dadı şarkının anlamını hemen söylemedi.
f. Yazar Dilhoş Dadı’nın sözlerini yıllar sonra anladı.
Ответы
1. 1d, 2a, 3f, 4c, 5g, 6b, 7e
2. Mezar, ruh, samimiyet, saldırmak, öfke, koruyucu, kavga, alay, su çırpmak, çorap örmek, uçurtma uçurmak, mırıltı, ufuk, kabile, hükümdar, sicim, makas, tereddüt etmek, inat etmek, şişmek, ısrar etmek, merak, kurşun gülle.
3. а. güvenliği, sağlığı, teselliyi; b. kendinden o kadar emin; c. göz yaşlarından başka bir çare; d. bir kabile başkanı demekti; e. başka türlü üstün bir muameleye layık.
4. b, e, f
2
Ayrılık Noktası
Onun bana sevgisinde bir özellik vardı ki bunu çocukluğumda anlamıyordum. Bugün hatıralarıma yeniden bir hayat vermeye çalışıyorum ve küllerin altında bazı kıvılcımlara rastgeliyorum. Kum, çöl, güneş diyarının bu narin, hastalıklı kızını için için bir özgürlük hasreti yiyordu. Günden güne daha narin, daha hastalıklı görünüyordu. Sırlarını kimseye veremiyordu. Beni seviyordu ama varlığımın arasından başka şeyleri de seviyordu.
Bugün bundan şüphe etmiyorum: Evet, beni sevmekle memleketinin bulutsuz gecelerini, o gecelerin yıldızlarını, kızgın güneşin altında kumlarını düşünüyordu. Ve bana sevgisi sayesinde kendisine, kendi kimliğine, kendi kökenine ait şeyleri buluyor ve kucaklıyordu.
Uzaklığın duvarları dağlar gibi yükseliyordu. Kim bilir, böyle binlerce binlerce kilometre ötede, bu duvarların arkasında nasıl yüzler, nasıl sevgiler bıraktı. Belki de belli bir yüz yoktu, belki o karışık hatıralarının içinden hiçbir yüz bir dağ gibi yükselmiyor, onu kendine çekmiyordu. Ne yazık ki onun ruhu bu kalabalık içinde daima yalnız kalmak zorundaydı. Genç ruhunda bir sevgi çiçeği yoktu, olamazdı. Dört duvar içindeydi, gökleri görmek için başını yukarı kaldırmak lazımdı. Kalbini de sanki çetin bir sur içine aldılar. Boş kalbini doldurmak, sevmek ve sevilmek[9] ihtiyacının ateşi onu yakıyordu.
İşte ben onun bu ihtiyacına geçici cevap veriyordum. Bir oyuncaktım, yalnız ben artık mini mini bir çocuk değildim, on yaşını aştıktan sonra, o da genç kızlıktan uzaklaştı, bir kadın oldu. Aramız da bozulmaya başlıyordu. Ben artık bağımsız olmak istiyordum. O da hissediyordu ki kendisine ihanet ihtimali günden güne artıyordu ve buna hazır olmak istiyordu.
Bir veremli ölümün gelişini[10] görüyor, fakat bundan kimseye bahsetmemeye, hattâ kendi kendisini aldatmaya çalışıyor. İkimiz de o veremli gibiydik: Bir manevi ayrılık gününün gelişini görüyorduk ama beraber hem etrafı, hem kendimizi aldatmaya karar vermiş gibiydik. Yalnız ikimiz de sonun acısını önceden duyuyorduk, ikimizde onun için derin bir yara vardı.
Bu son, tahminlerden daha erken geldi. Galiba ben on iki yaşındayım, ayrı bir odam vardı ve burada artık yalnız yatıyordum. Ancak bazen kapım açılırdı, ya annem ya dadım yatağımın üstüne eğilir, örtümü kontrol etmek isterdi. Ondan başka, sabaha kadar tek başımaydım. Bir gece yine henüz daldım, uykumun arasında yine biri yatağıma eğildi ve hissettim ki bu, ne annem, ne dadım. Birden fırladım ve yatağımda oturdum. Bu amcalarımdan biriydi. “Gel, bak,” dedi, “dadının borusu tutmuş[11].”
Yataktan atladım, terliklerimi giymeye vakit bulamadım, yalın ayak amcamın arkasından fırladım. Dilhoş Dadı’nın odasına kadar gittik… Hemen bütün ev halkı orada, oda kapısının önündeydi. Hiç kimse içeri girmeye cesaret edemiyordu, yalnız amcalarımdan biri onun yatağının yanında başını okşuyor, tatlı bir sesle onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
Hatıram o kadar iyi ki bugün o manzarayı en küçük ayrıntısına kadar resmetmek mümkün. Kapıdaki başların merak ve endişesi, yüzlerin hayreti ve korkusu, ötede, yatağın yanında büyük amcamın, görevinin öneminden dolayı fazla ciddi ve yapmacık hali. Bütün bunlar tamamen zihnimin içinde: Sonra, hepsinden çok dadımın hali…
Başından örtüsü düşmüş, saçlarının örgüleri çözülmüş. Sert yün gibi kıvırcık saçları kabarmış, ona kudurgan bir Afrika savaşçının vahşetini vermiş. Gözlerini görüyordum: Dilhoş Dadı’nın gözleri bana daima içinden gülerdi, bunlar ise onun gözleri değildi. Onlar bu dakikada kanla bulanmış ve çok irileşmiş. Bir yırtıcılık heyecanıyla daireleri içinde korkunç bir ifade almış, sanki hemen bir tarafa atılmak, karşısındakileri parçalamak istiyordu. Yatağının içinde diz üstü oturuyor, hiç kimseyi tanımıyor, etrafına ayrı ayrı bakıyordu. Dişlerinin arasından yarı Türkçe yarı Afnuca, belki de başka bir dünyaya ait bir dilde bir şeyler söylüyor ve bütün vücudu titriyordu.
Evin içinde zaten borululardan[12] pek çok defa bahsederlerdi, bunu duydum. Hattâ kaç kere İzmir’in Kadifekale’si[13] eteklerinde zencilerin şenliklerinde bulundum, cinler hakkında türlü garip hikâyeler dinledim, fakat hiçbir zaman borulu birini görmedim. O zamanlar bu sinir hastalığının belirtilerini doğaüstü bir şey sanıyordum ve birinci defa olarak bu manzaraya kendi dadımda tanık oluyordum.
Birden bacaklarım gevşedi, sallandım ve kalabalığın arasından yol bularak odaya daldım: İki adımda onun yatağına kadar, büyük amcamın yanına ilerledim. Fakat yalnız oraya kadar… Başka bir durumda, mesela sıradan bir hastalık durumunda, kucağına kadar atılırdım[14]. Ama şimdi bir adım atmaya gücüm yetmedi, kıpırdayamadım. O öyle tuhaf, o kadar değişmiş ki: Homurdanıyor, kudurgan bir hayvan gibi titriyordu. O anda o gerçekten Dilhoş Dadım mıydı, yoksa başka bir yaratık mıydı, bilmiyorum. Yalnız hissediyordum ki birden onunla aramda yer yarıldı ve bir uçurumun derinlikleri açıldı. Ona bağlılığım bu karanlık kuyunun içine akıyordu, oradan soğuk doğaüstü bir nefes, ölüm nefesi geliyordu. O korkunç nefes yüzünden soğuk ter içindeydim.
O da beni tanımadı, hep o bulanık gözleri etrafı dolaşıyordu, belki başka bir dünyanın sırlarını araştırıyordu. Zaten o şimdi büyük amcamın sorularına şöyle cevap veriyordu: Kendisi Dilhoş Dadı değilmiş, bir diyarın şehzadesiymiş, bütün dünyayı yağmalamak için gelmiş. Gerçekten tamamen o da değildi: Daha yüksek, daha büyük, daha şişman biriydi, hattâ galiba bir erkekti. Birdenbire öyle bir çığlık attı ki o çığlık bütün evi sarstı. Sonra yatağının üstüne yıkıldı.
Bu arada bir el, annemin eli, beni yakamdan tuttu ve oradan götürdü. Zaten bu manzaradan artık uzak olmak istiyordum. Bu günden itibaren Dilhoş Dadı’yla ben biribirimizden manevi olarak ayrıldık.
Упражнения
1. Соедините подходящие по смыслу прилагательные и существительные:
2. Переведите следующие слова и фразы:
Пепел, искра, пустыня, тоска, сомневаться, звезда, происхождение, временный, предательство, туберкулез, догадка, вскакивать, босиком, осмеливаться, гладить, бешеный, сверхъестественный, быть свидетелем, колодец, принц/царевич, грабить/разорять.
3. Вставьте пропущенные слова:
a. Kum, çöl, güneş diyarının bu narin, hastalıklı kızını ______________ yiyordu.
b. Dört duvar içindeydi, gökleri görmek için ______________ lazımdı.
c. O da hissediyordu ki kendisine ______________ günden güne artıyordu ve buna hazır olmak istiyordu.
d. Bir manevi ayrılık gününün gelişini görüyorduk ama beraber ______________ ______________ aldatmaya karar vermiş gibiydik.
e. Dişlerinin arasından yarı Türkçe yarı Afnuca, ______________ bir dilde bir şeyler söylüyor ve bütün vücudu titriyordu.
4. Найдите верные утверждения:
a. Dilhoş Dadı memleketini çok özlüyordu.
b. Hem yazar hem Dilhoş Dadı manevi ayrılığı önceden hissediyorlardı.
c. Yazar Dilhoş Dadı’yla aynı odayı paylaşıyordu.
d. Yazar o geceyi çok az hatırlıyor.
e. Hastalığı yüzünden Dilhoş Dadı’yı tanımak zordu.
f. Yazar boruluları daha önce de gördü.
Ответы
1. 1g, 2a, 3d, 4c, 5b, 6e, 7f
2. Kül, kıvılcım, çöl, hasret, şüphe etmek, yıldız, köken, geçici, ihanet, verem, tahmin, fırlamak, yalın ayak, cesaret etmek, okşamak, kudurgan, doğaüstü, tanık olmak, kuyu, şehzade, yağmalamak.
3. а. için için bir özgürlük hasreti; b. başını yukarı kaldırmak; c. ihanet ihtimali; d. hem etrafı, hem kendimizi; e. belki de başka bir dünyaya ait.
4. a, b, e
Borulu – припадочный, одержимый.
Кадифекале – крепость в городе Измир, построена в III веке до н. э. на горе Пагос.
«Я бы бросился» – прошедшее неопределенное время на – IrdI может передавать значение действия, которое могло бы совершиться при других условиях.
Тюркю – жанр турецких народных песен.
«Всякий, кто что-то скажет…» – сочетание вопросительных слов с глаголом в условном наклонении или условной модальности (-sA) передает идею обобщения.
Geliş – приход, от глагола gelmek – приходить. Аффикс – (y)Iş образует от глагольных основ имена действия…
Sevmek – любить, sevilmek – быть любимым. Аффиксы – Il, – In, – n образуют формы страдательного залога.
– nIn borusu tutmak – биться в припадке.
3
Veda Töreni
Borulu olduktan sonra ona daha çok kıymet vermeye başladılar. Efendilerin, hanımların seslerinde bile bir yumuşaklık, ev halkında bir saygılık vardı. Bu, belki de bir saygıdan çok bir doğaüstülük korkusuydu. Herhalde ben hem korkuyor hem hayal kuruyordum. Bunu kimseye itiraf etmiyordum. Bana göre insanlar doğal hayattan başka bir âlemle ilişki kuramıyordu. Bu felsefeme karşı her belirtiden kaçınıyordum. Bununla birlikte tamamen rahat mıydım, tamamen sakin miydim? Elbette değil. İtiraf etmek zorundaydım ki Dilhoş Dadı boruluydu, demek Dilhoş Dadı herkesten başka türlüydü.
Başımı yastığa koyar, yorganımı çeker, derin ve sakin bir uykuya başlamak için sıkı sıkı, hattâ gereğinden fazla sıkı gözlerimi kapardım ve gözlerimin içinde onun hayalini görürdüm, “Acaba yine mi?” sorusunu sorardım.
Evin asıl binasından ayrı, bahçenin bir köşesinde üç odalı bir daire vardı ki burayı onunla bana ayırdılar. Odalardan en büyüğü bir tür “çalışma” odasıydı. Bu odada okul kitapları, uçurtma takımları, çeşitli resimler vardı. Haftada bir gece bütün komşu çocuklarının gürültülü oyunları burada geçerdi. Bu odadan sonra benim ve onun yatak odalarımız, daha sonra… Evet, daha sonra? Hâlâ bugün küçük bir ürperme hissediyorum. Odaların önünden dar bir koridor geçerdi ve ondan sonra bir taş merdiven, karanlık, uzun, dar ve dik bir taş merdiven başlardı ki daima güneşsiz, türlü garip gölgelerle dolu bir bodruma inerdi. İnerdi, inerdi ve her basamağında bacaklarıma biraz daha gevşeklik, gözlerime bir ürkeklik verirdi, karanlıkları daha siyah gösteriyordu. Asla, asla bitmeyecek diye düşünürdüm.
Bu bodrum bu kadar derindi çünkü evin köşesinden bir yokuş başlıyordu ve bu noktaya kadar pek dik bir eğim vardı. İnerdim, inerdim; beklerdim ki karanlıklardan bana pençeler yapışacak, titrerdim. Demir kapının aralıklarından iki beyaz çizgiyi bir an önce görmek için sabırsızlanırdım. Nihayet oradan bana sokak, hayat, o ışık çizgisi gülümserdi. Ancak o zaman ölüm korkusundan kurtulur, koşar, kapıya yapışırdım.
Burada da iki oda vardı. Bahçıvanın bir pencereli odası ile onun yanında penceresiz bir mahzen vardı. Ve bunların tavanı o kadar yüksek, o kadar yüksekti ki… Çocukluk hatıralarım bozuk, bu yüzden bugün onları birer derin zindan şeklinde görüyorum.
Bir perşembe akşamı her zamanki gibi arkadaşlarım takım takım bana geliyorlardı; aşağıdan Ömer Ağa[15] onlara kapıyı açıyordu, yukarıdan Dilhoş Dadı karşılıyordu. Odaya girdikten sonra herkes bana: “Aşağıda bir koku var!” dedi ve her biri bu kokuya ayrı ayrı birer ad koydu: “Karanfil, tarçın, kakule…” İçlerinden biri: “Tütsü kokusu!” dedi. “Tütsü ne?” diye sordum. “Borulu zencilerin tütsüsünü bilmez misin?” dedi, “periler için, cinler için yakarlar. Onları davet etmek için kullanırlar…”
Anladım ki kıpkırmızı olmuşum: Önemli bir aile sırrı, gizli bir ayıp meydana çıkmış gibi utanmışım. Bir dakika sonra yüzümdeki soğuk bir rüzgâr ile anladım ki sapsarı oluyorum. Utanç geçti, evet, artık bugün itiraf edebilirim, beni korku sardı.
O zamana kadar dadımın borusundan hiç kimseye bahsetmedim. Arkadaşlarımın bu tütsü haberi üzerine söylemek istedim, sonra birden bunu saklamaya karar verdim. Galiba biri bana fazla dikkat ediyordu, açık bir soru ile anlamak istedi: “Evde borulu zenci var mı? Belki de Dilhoş Dadı” dedi. Kesin bir şekilde yalan söyledim: “Hayır, asla…”
Bu gece geç vakte kadar sadece cinler, periler, hayaletler, cadılar, kedi şeklindeki kötü ruhlar, köpek şeklindeki şeytanlar, sihirbazlar hakkında konuşuyorduk. Hep borululardan, onların ayinlerinden söz ediyorduk. Herkes korkunç ayrıntılar ekliyordu, sonunda karar verdik ki borulular gizli âlemlerden gelir, kısmen insan, kısmen cin.
Bu konuda herkesin sayısız hatıraları vardı. Bu korkunç hikâyeleri ben, dudaklarımda bir tebessümle, kalbimde bir düğümle dinliyordum. Bunları doğrudan doğruya yalanlamak nazik değildi fakat az çok bir şüphe ifade etmek zorundayım. Fakat asıl fikirlerim bu muydu? Bu pek belli değildi. Zihnimin içinde yalnız bir cümleyi tekrar ediyordum: “Dilhoş Dadı cinleri davet ediyor!” Ve artık ben de burnumda bütün bunların kokularını duyuyordum. Şimdi bu kokular, tavanları, duvarları bir burgu gibi deliyor, beni buluyor, zihnimin içinde bir bulut halinde uçuyordu. Bir aralık bir bahaneyle odadan çıktım. Dilhoş Dadı’nın odasına uğradım. Orada yoktu. Onu bulmak için her yere uğradım, güya kendisinden bir şey istemek için onu sordum: “Uyudu!” dediler, “Yatağında yok!” diyemedim. Fakat tamamen emin oldum ki o aşağıda, bodrumda, penceresiz, karanlık odadaydı ve kim bilir nasıl garip bir âyinle cinleri davet ediyordu.
Bu geceden sonra onunla aramızda bir mesafe açıldı. Bende de bir merak vardı: O odaya bir kere bakmak… Daha ertesi sabah bu merakı tatmin etmek istedim fakat oda kilitliydi.
Yalnız benimle onun arasında değil onunla hayat arasında da bir mesafe açılıyor ve bu mesafe daima genişliyordu. Evde öyle hafif yürüyordu ki sanki ayakları yere basmıyordu, gözleri başka bir âleme bakıyor gibiydi, etrafından habersizdi. Öyle dakikaları olurdu ki başının etrafında sanki Hristiyan azizlerinin resimlerindeki gibi parlak bir daire titriyordu. Ve günden güne yanaklarının kemikleri daha çıkıyor, gözlerinin beyazına bir sarılık geliyor, yüzü soluyordu.
Tütsü kokusu küçük dairenin odalarından gitmiyordu. Herkes biliyordu ki bu koku zindan odadan geliyordu. Hattâ bodrumun kapısı ara sıra açılır ve yukarı kimse çıkmazdı. Sonraları anladım ki Dilhoş Dadı dışarıdan borulularla ilişki kurmuş. Bir gün evin en eski çalışanlarından biri geldi ve dedi ki bu işe son vermek lazım.
İşe son vermek, fakat nasıl? Evde bu bir sorun oldu. Ona bir genç buldular, bir ev, bir düğün vadettiler. Hattâ bu genci bir bahane ile Ömer Ağa’ya yardıma getirdiler ve ona gösterdiler. Dilhoş Dadı yalnız bir cevap veriyordu: “Ben zaten gelin oldum…” Sorunu bir türlü halledemiyorduk ama bu meseleyi kader halletti. Bir süre onda kuru bir öksürük vardı, önce buna kimse önem vermedi. Evin doktoru bunu fark etti, “Evde bir gün bile duramaz. Hele çocuktan mutlaka ayrılacak,” dedi. Bir gün bir bahaneyle onu Bozyaka’da[16] bir fakir aileye gönderdiler. O hiç itiraz etmedi, yalnız bir bohça aldı ve gitti.
Burada iki günahım var. Birincisi, dadımdan ayrılma acısına rağmen o acının daha altında gizli bir noktada karanlık bir memnuniyet. İkincisi, sonunda zindan odayı ziyaret. Bu ziyarette yalnız da değildim, buna cesaret edemezdim[17]. Ev halkı hemen hep birden benimle beraberdi. Odayı açtık, fenerin titrek ışığında gördük ki bütün duvarları kumaşlarla kaplamış, yere beyaz bir örtü sermiş ve etrafına minderler dizmiş. Ortada bir küçük iskemle, onun üstünde bir tütsü kabı ve iki şamdan vardı. Yalnız o kadar, bir de keskin bir tütsü kokusu vardı.
Ne kadar zaman geçti, bilmiyorum. Bir gün, “Dilhoş ağırlaşmış, hastaneye götürdüler!” dediler. Diğer bir gün bana, “Yarın okul yok, Dilhoş Dadın’a gideceksin!” emrini verdiler. O gece, sabaha kadar, uykumun içinde hep onu gördum: Odasında bir yandan şamdanları yakıyor, bir yandan kaba tütsü koyuyor, sonra etrafında cinlerle oynuyordu.
Ertesi gün, beni bir kadınla beraber hastaneye gönderdiler. Kadın ayakta, ben bir iskemlede, yatağın kenarında bir süre durduk. Ona selamlar vardı: İsimlerle selamları ilgisiz bir yüz ifadesiyle dinledi, dinledi… Hiçbir kelime söylemiyor, geniş geniş soluyordu, dudakları beyaz ve kavruk, gözleri donuk, bir bana bir kadına bakıyordu, bir şey anlıyor muydu, bunu anlamak mümkün değildi. Sonra öne doğru eğildi, öksürdü, öksürdü. Başını kaldırmadı. Bu ne kadar sürdü? Uzun saatler geçmiş zannediyordum, yardım ister gibi kadına bakıyordum ve bütün çabalarıma rağmen dadıma bir şey söyleyemiyordum.
Nihayet o yavaşca başını kaldırdı ve birden bana baktı: “Hani ya bizim bir çocuğumuz vardı, o nerede?” dedi. Kendi kendime: “Dilhoş Dadı beni tanımıyor!” dedim. Sonra başını yastığa attı ve eliyle bize işaret etti, “Artık istemem, gidiniz!” demek istedi.
Birkaç gün sonra o öldü. “Zavallı beni tanımadı!” dedim. Fakat bu güne kadar bir şüphe ile kendi kendime soruyorum: “Beni tanımadı, acaba öyle mi? Yoksa kendisine ihanet ettim diye ölüm dakikasına kadar bana kızgın mıydı, bana bir ceza mı vermek istedi?”
Упражнения
1. Соедините подходящие по смыслу существительные и глаголы:
2. Переведите следующие слова и фразы:
Ценить, признаваться, одеяло, тень, подвал, спуск, лапа, испытывать нетерпение, садовник, потолок, благовония, обряд, вежливый, удовлетворять, святой, обещать, невеста, кашель, ткань, подсвечник.
3. Разделите слова на три смысловые группы:
Ruh, bodrum, cin, karanfil, mahzen, cadı, zindan, kakule, tütsü, peri, koku.
4. Вставьте пропущенные слова:
a. ______________ her belirtiden kaçınıyordum.
b. Odaların önünden dar bir koridor geçerdi ve ondan sonra bir taş merdiven, karanlık, uzun, dar ve dik bir taş merdiven başlardı ki ______________ inerdi.
c. Anladım ki kıpkırmızı olmuşum:______________ ______________ gibi utanmışım.
d. Şimdi bu kokular, tavanları, duvarları ______________, beni buluyor, zihnimin içinde______________ ______________.
e. İsimlerle selamları ______________ dinledi, dinledi…
5. Найдите верные утверждения:
a. Yazar Dilhoş Dadı’nın hastalığından korkmuyordu.
b. Yazar arkadaşlarıyla asıl binada buluşuyordu.
c. Bodrumdaki odadan tuhaf bir koku geliyordu.
d. Yazar arkadaşlarına Dilhoş Dadı’nın hastalığını anlatmadı.
e. Dilhoş Dadı evlendikten sonra öldü.
f. Dilhoş Dadı gerçekten ayinler yapıyordu.
Ответы
1. 1c, 2f, 3d, 4a, 5b, 6g, 7e
2. Kıymet vermek, itiraf etmek, yorgan, gölge, bodrum, yokuş, pençe, sabırsızlanmak, bahçıvan, tavan, tütsü, ayin, nazik, tatmin etmek, aziz, vadetmek, gelin, öksürük, kumaş, şamdan.
3.
4. а. bu felsefeme karşı; b. daima güneşsiz, türlü garip gölgelerle dolu bir bodruma; c. önemli bir aile sırrı, gizli bir ayıp meydana çıkmış; d. bir burgu gibi deliyor / bir bulut halinde uçuyordu; e. ilgisiz bir yüz ifadesiyle.
5. c, d, f
Ага – часть имени, уважительное обращение.
Бозйака – район на окраине Измира.
«Я бы не осмелился» – прошедшее неопределенное время на – IrdI может передавать значение действия, которое могло бы совершиться при других условиях.
Mayıs Pazarı
Bu Mayıs pazarının sabahında Şişko Katina’nın kırk beş yaşındaki yüreğinde bir gençlik havası esmeye başladı. Garip bir duyguyla, matem giysileri içinde, yağ tabakalarının altında (ki bunlardan dolayı genç yaşında ona Hondri[18] lakabını verdiler) o eski Katina titredi. Galiba bu Mayıs pazarının ılık güneşi yüzünden bin eğlence ve neşe hatırası derin bir uykudan uyandı.
Bu sabah, yine her pazar sabahı gibiydi. Matem elbisesini giydi, siyah duvağı başında, parmaklarının arasında dua kıtabıyla kiliseye gitti. Hayatının en büyük acısı matem hatıralarının siyah bulutları içine dalmak istedi. Fakat işte altı aylık bu matemde bugün sanki bir soğukluk vardı.
Elinde dua kitabı, dizüstü, başı önünde. Fikirlerini ve duygularını hep onunla ilgili hatıralara vermeye çalıştı. Onunla sekiz yıllık aşk hayatı, ilk defa bir Karnaval gecesi Odeon balosunda başladı. Sonra haftada iki defa o açık mavi atlas döşeli odada geceler geçirirdi, daha sonra Yeniçarşı’da bu evde sadece ona, evet, tam bir sadakatle sadece ona yıllar verdi. Bu yıllar, küçük hatıralarıyla, ufak tefek olaylarıyla bugün de Katina’nın zihnine uğradı, hafızasının kapısını açtılar. Fakat bugün kapıyı nasılsa kolaylıkla açmadılar, bu ziyaretçilere yol vermekte bir gecikme gösterdiler. Çünkü bugün Şişko Katina’nın zihninin ziyaretçileri yalnız o sekiz yıllık aşk hayatının tatlı hatıraları değildi: Bunların arasına diğer misafirler de karıştı ki önce kapıya çekingen darbeciklerle[19] vurdu, yalnız aralıktan başlarını uzattılar. Sonra cesaretlendi, birer birer, daha sonra takım takım etrafı doldurdular, küçükler büyükleri çağırdı. Katina bunları dinlememek, seslerini işitmemek için ümitsizce çabalıyordu, ama bugün bunlar o kadar yüksek söylediler, o kadar gürültü yaptılar ki zihninin içinde büyük bir fırtınanın sağanakları, rüzgârları, şimşekleri vardı.
Dudaklarındaki öpücükler, yine böyle bir Mayıs pazarı Burgaz’da[20] bir gezi, onun isim günü akşamı Yani Birahanesi’nin üst katında şampanyalar… Bu yüzlerce hoş hatıranın ince sesleri tatlı saatleri hatırlatıyordu. Diğer hain sesler, bugün gürültü yapmaya nasılsa fırsat buldu, hep bir ağızdan, sanki bir boru ile beyninin içine çirkin şeyler söylüyorlardı. Matem iyi, ama işte altı ay yeterli değil miydi? Bütün kış ne tiyatro, ne balo ve ne bir şey!.. Biraz fazlaydı bile… Sonra o, bu kadar mateme pek de değer miydi? O, Katina’yı hiçbir zaman kendisi için, tam olarak kendisi için sevmedi. Ev Katina’nındı, hattâ üzerindeki kıyafetler, cebindeki liralar, hepsi, hepsi, bugün toprağın altındaki tabuta kadar hepsi Katina’nındı. Fazla olarak türlü baskılar, kavgalar, hakaretler ve özellikle ihanetler… Bir kere hizmetçisiyle onu kendi yatağında bulmadı mı? İki yıl önce Fransız tiyatrosundaki operet artistlerine ikinci katı verdi, o zaman o kaltakların peşinden ayırabildi mi? Bir gece hasta kızkardeşine götürmek için ondan para aldı, ertesi gün ona imzasız bir mektupla haber vermediler mi ki o geceyi rakibesi Artemisia ile geçirdi?
Hele son zamanlarda artık hayat bir işkence haline girdi. Günden güne talepleri ölçüyü aşıyordu. Daima Katina’yı sorumlu tutuyordu, ikide birde şikayet ederdi ki gençliği boşa gitti, onun sevdası için iş yapamadı, mesleğini, geleceğini hep onun için feda etti. Bu şikayetler yüzünden bazen bu iki sevdalı meseleyi tokatla hallederdi.
Kendisinin fedakârlıklarına karşı hiçbir zaman minnettarlık gösterdi mi? Zavallı Katina onunla beraber yaşamaya karar verdi ve o zaman namus ve iffet hayatına dönmek için yalnız bir çare buldu. Bütün küpelerini, bileziklerini, yüzüklerini sattı, bu evi aldı. Henüz kırkına varmadı, henüz genç, henüz Beyoğlu’nun, Taksim Bahçesi’nin, kış balolarının en parlak bir yıldızıydı. Her şeyden, eğlencelerden, gece âlemlerinden, gezilerden, bütün çılgınlıklardan vazgeçti, bu evin aşağı katında oturmaya, yukarı katların kirasıyla geçinmeye, ancak onun için, ona vücut ve hayatını hediye etmek için karar verdi. O zaman herkes buna nasıl şaştı! Yalnız o şaşmadı. Hiçbir dakika olmadı ki ona teşekküre benzer bir kelime söylesin, bir minnettarlıkla baksın.
Şişko Katina elinde dua kitabı, başı hep önünde, şimdi zihninin içindeki bu sıkıcı hatıralar arasında onun bir teşekkürünü, bir minnettar bakışını arıyordu, bulamıyordu. Ve içinden bir ses yükseldi, “Mademki öyle, bu matem niçin?” diyordu. Altı ay, pekâlâ, bunu anlarım: Hiç olmazsa[21] halka karşı, pek güzel! Fakat daha çoğu, fazla… Evet, değil mi Katinacığım, benim güzel Katınacığım? Düşün bir kere, sen sonuna kadar böyle kalabilir misin? Evinin üst katlarını oda oda kiraya verir, bu para ile yaşamaya katlanır mısın, eski bir kokot olarak yaşamayı kabul edebilir misin? Sen hâlâ güzel, hâlâ gençsin. Evet, hâlâ genç! Kırk beş yaşındasın, fakat otuz beşinden çok görünüyor musun? Bugün sabah o baygın kara gözlerinle aynanda kendi kendine sen de itiraf etmiyor muydun ki ancak otuz beşinden çok göstermiyorsun? O halde? Düşün, yavrum, senin önünde daha ne zevkli yıllar, ne eğlenceli günler var! Yeter ki sen bu siyah şeyleri üzerinden at, yine eski Katina, şu sekiz yıl öncesindeki Beyoğlu’nun en şakrak zevklerinden biri Şişko Katina ol.
Katina bu sesi işitmemek için gözlerini kapıyor ve duaları ezbere okuyordu. O sıkıcı hatıralara rağmen sekiz yıllık sevda hayatına sadık kalmak için zihnindeki bu hain misafirleri yenmeye çalışıyordu.
Kilisede bugün dua bittikten sonra Katina şu mücadelede yendi mi yenildi mi[22], belli değildi. Elinde kitabıyla, biraz güç bulmak için Beyoğlu’nun kalabalığına karıştı. Eve geç dönmek istiyor, ama yalnızlığına dönmek istemiyordu. Matemine sadık kaldı mı, emin değildi.
Bugün gündüz uykusu saatlerce sürdü, yatağının içinde çırpınıyordu. Üç karışık rüya gördü ve bu rüyaların üçünde de sevdasının tatlı ve acı hatıraları savaştı. Uyku daha sürebilirdi ama aşçı Eleni, hanımının bu sonsuz uykusundan sabırsızlandı, oda kapısını gürültü ile açtı.
Şişkin gözleriyle yatağında doğruldu, homurdandı. Eleni izin almaya geliyordu. Nişanlısı gelmiş, bir saatten beri bekliyordu. Beraber gezmeye gideceklerdi. Zaten evde hiç kimse kalmadı. En yukarı kattaki İtalyan aile (baba piyano hocalığı yapıyordu, anne evde bir yandan şapka tamir ediyor, bir yandan ev işine bakıyordu), biri bir mağazada, ikincisi bir terzi evinde. Üçüncü katta üç kız vardı ki her yerde çalışıyordu. Karşılarındaki odada bir memurla metresi oturuyordu. Hep beraber sabah yiyecek dolu sepetlerle çıktılar. İkinci kattaki Romanyalı artistle Macar kokot beraber Maslak’a[23] gittiler. Gece de gelmeyeceklermiş… Birinci katı dört odasıyla matmazel[24] Lida kiralıyordu. O ihtiyar doktorun metresiydi, o güzel ince Leh hizmetçisine izin verdikten sonra doktorla beraber bu gece Ada’da[25] kalmak için bir saat önce çıktı. Gerçi hanımı sadece kapıcı Lambo ile yalnız kalacaktı ama Eleni’nin de şimdi nişanlısı bekliyordu. O da izin almak ve gitmek istiyordu. Katina sadece, “Gidiniz!” dedi.
Saatlerce yatağının içinde yuvarlandı, gerindi, esnedi, bir aralık Türkçe şarkılardan birini mırıldanmak istedi, alçak bir sesle söylüyordu. Birdenbire şarkının yarısında bunu mateme uygun görmedi, sustu. Bir zamanlar o güzel sesiyle nasıl şarkı söylerdi! Gözlerini süzüyordu, dinleyicileri adeta bayıltırdı. Ona usulsüz söylüyor, derlerdi; belki, ama canıyla söylerdi, sonra nasıl ince bir sesi vardı. Kendisini kaybediyordu, kaç kere onun yüzünden saz susardı; çalgıcılar kemanlarını, utlarını[26] bırakır, onu dinler, “Bravo, Katina!” derlerdi… Fakat artık bitti bunlar!
Yatağından atladı, orada iskemlenin üstünde siyah matem elbisesi vardı. Penceresini açtı, parmaklığın önünde çiçek saksıları vardı, bu sabah bunları sulamayı unuttu. Kapısından seslendi, “Lambo! Su getir, çiçeklerim kuruyacak…”
Lambo, dört ay önce onda çalışmaya başladı. Bu genç Hırvat, biraz çiçek bozuğu[27], şaşıca gözlü, yirmi iki yaşında aşırı derecede iri herif, elinde su kovasıyla içeri girdi. Katina o zaman henüz çıplak omuzlarına atkısını atmaya vakit bulamadı, birden kızdı, öfkeyle yüzüne haykırdı, “Sana bin kere söylemedim mi? Niçin böyle izinsiz giriyorsun?” Lambo sesini çıkarmıyor; şaşıca gözüyle, yılışıyor mu eğleniyor mu, anlamlı bir şekilde gülümsüyordu. Bu herifin o tuhaf gözüyle öyle bir eğri bakışı vardı ki sanki ısıracakmış gibi.
Çiçeklerini suladıktan sonra penceresinin yanına oturdu. Bugün hep düşünceliydi ve uzun uzun, art arda sigara içti, düşündü. Hiç şüphe yok, bugün başka türlüydü. Zihninin içinde sıkıcı bir fikrin tırnakları derin izler yapıyor, sanki onu kaşıyordu.
Penceresinin önünden tek tük insanlar geçiyordu. Bunlarla meşgul olmak, kadınların kıyafetleriyle oyalanmak istedi, birden yerinde doğruldu. İşte Artemisia geçiyordu, kendisinden dört ev aşağıda oturuyordu, elli yaşındaydı, hâlâ süslenmekten utanmıyor, dostuyla beraber sokağa çıkmaktan sıkılmıyordu. Pembe, kolları yarı açık bir elbiseyle önünden geçiyordu ve gururlu bir bakışla eski rekabetleri hatırlatıyordu. Artık Katina’nın direnci kalmadı, birden ayağa kalktı. Kapıyı açtı, seslendi: “Lambo! Gel, bana yardım et, be adam[28]!”
O zaman Lambo geldi. Katina hep o halde, yarı çıplaktı, fakat bu defa kızmadı. Dolabını açtı, en şık elbiselerinden birini çekti, bir muayeneden geçirdi. Elbise geçen yazın modasına göreydi, bunu fazla eskimiş bulmadı. Saç maşasını Lambo’ya verdi, ispirto lambasını gösterdi: “Sen ısıtır, bana verirsın!” dedi.
Gerdanıyla ensesi çıplaktı, açık gömleğinden yağlı et tabakaları taşıyordu. Lambo’nun gözleri eğrileşiyordu. Katina tarandı, saçlarını kıvırdı, giyindi. Korsesini Lambo sıkıyordu, ona, “Daha sık!” diyordu. Bir aralık şerit koptu, Katina Lambo’nun üzerine yıkıldı. O, iri elleriyle bu şişman vücudu yakaladı.
“Haydi, Lambo! Sen de hazırlan, beraber gideceğiz. Sen bir taksi getir.” dedi.
Lambo önde, o geride yokuşu çıktılar. Taksim’e kadar gittiler, Katina, “İleri!” işaretiyle Şişli’yi gösterdi. Oradan bir hamlede Büyükdere[29] yolunu tuttular. Katina göğsünü taze hava ile doldurdu, derin bir hafiflikle, “Oh!” diyordu, çünkü şu matem elbisesini attı.
İstinye’ye gittiler, Sarıyer’e kadar uzandılar, buradan pek hoşlanmadı, “Dönelim!” dedi. Bir aralık Maslak’ta kalmak istedi, sonra canı saz dinlemek istedi. Aklına geldi ki Küçük Çiftlik’te[30] çalgı var. Oraya kadar gittiler, bahçeye girdi, bir masaya yerleşti, biraz ötede bir başka masaya da Lambo oturdu.
Kendisine bir şişe rakı[31] ile mezeler ısmarladı. Ötede saz, “Memo! Memo! Canım Memo!” şarkısını çalıyordu, Hondri Katina en baygın gözleriyle etrafında sevda arıyordu. Fakat işte saatlerdir Şişli’de, Büyükdere’de, şimdi de burada bahçenin bu kalabalığında o baygın gözler bir cevap almadı. Zavallı kırkbeşlik yüreğine bir parça sevinç vermediler. Yalnız Lambo’nun, o inatçı eğri bakışı onu takip ediyor, derisini tırmalıyordu. Bir aralık ona gülümsedi, sonra garsonu çağırdı, ona ıstakoz salatasından gönderdi; iki üç kadeh sonra, ötede yine saz: “Durmadan günler geçer, aylar geçer görmem seni” şarkısını çalıyordu. Fıstıkçıyı çağırdı, kendine aldı, satıcıyı Lambo’ya da yolladı. Müşteriler yavaş yavaş dağılıyordu ve hep Şişko Katina’nın baygın sürmeli gözleri cevap alamıyordu. Ötede iki garson, havluları kollarının altında, bir ağaca dayanıyor, görüşüyorlardı, bir ona bir de Lambo’ya bakıyor, gülümsüyorlardı. O bunu fark etti, kızdı, eliyle onları çagırdı. Biri geldi. O zaman dedi: “Baksana, palikarimu[32], söyler misin benim Lambo’ya? Buraya gelsin!”
Lambo yerinden kalktı onun yanına geldi, o zaman yan yana oturdular. Ona kendi eliyle bir rakı verdi, sonra o da karşılık vermek için aynısını yaptı. Tekrar içtiler, mezeleri değiştirdiler; fıstık, tuzlu badem aldılar. Katina artık coşuyordu, sazcılara bira ısmarladı. Onlar: “Madam ne ister?” diye sordular. O, eski hatıralarından birini seçti, “Yüreğimdeki aşk ateşi”, dedi ve saz bir çeviklikle şarkıya başladı, o da yavaş bir sesle beraber mırıldandı, artık Lambo’nun şaşı gözünden çekinmiyordu.
Burada geciktiler. Artık hemen kimse kalmadı, “Gidelim mi?” dedi. Kalktılar, bir taksi çağırdılar. Taksinin önünde sordu: “Evde bu gece kimseler yok. Sen anahtarı aldın mı?” Lambo: “Aldım,” dedi. Lambo eski yerine geçmeye çalışıyordu. Katina: “Artık gece oldu, yanıma gel Lambo!” dedi.
Evin önünde Lambo atladı, kapıyı açtı, Katina girdi. Demir kapı boş evin sessizliği içinde gümledi. Lambo elektrik düğmesini arıyordu, bulamadı. Katina, “Yolu biliyoruz, karanlıkta da gideriz,” diyordu.
O zaman karanlıkta ikisi de rakının buharıyla sallanıyordu. Lambo düşmesin diye Katina’nın dolgun vücudunu bir koluyla kuşattı. Hanımla uşak, iki kadeh arkadaşı ağır ağır yürüdüler ve Lambo’nun şaşı gözü, karanlıkta hep eğri eğri Katina’ya çevriliyor. O da şimdi bu boş evden, bu derin karanlıktan korkuyordu ve kendisini daha çok teslimiyetle salıveriyordu.
Упражнения
1. Соедините выражения с их переводом на русский язык:
2. Переведите следующие слова и фразы:
Сердце, траур, прозвище, вуаль, молитва, преданность, застенчивый, проливной дождь, молния, гроб, жертвовать, пощечина, ремонтировать, жених, приводить в восторг, музыкант, поливать, косой (о глазах), восклицать, кусать, лента, томный, подведенные (о глазах), проворность, выключатель.
3. Соедините жильцов Катины с информацией о них:
4. Вставьте пропущенные слова:
a. Fakat bugün kapıyı nasılsa kolaylıkla açmadılar, bu ziyaretçilere ______________.
b. Diğer hain sesler, bugün gürültü yapmaya ______________, hep bir ağızdan, sanki bir boru ile beyninin içine çirkin şeyler söylüyorlardı.
c. Hiçbir dakika olmadı ki ona______________ ______________ söylesin, bir minnettarlıkla baksın.
d. O sıkıcı hatıralara rağmen ______________ sadık kalmak için zihnindeki bu hain misafirleri yenmeye çalışıyordu.
e. Katina o zaman henüz ______________ vakit bulamadı.
f. Ona kendi eliyle bir rakı verdi, sonra o da ______________ aynısını yaptı.
5. Найдите верные утверждения:
a. Bu Pazar Katina kendisini her zamanki gibi hissediyordu.
b. Katina neşeli günlerini düşünmek istemiyordu.
c. Eski sevgilisi Katina’ya sadıktı.
d. Katina kendi parasını kazanabiliyordu.
e. O gece dışarı çıkmayı önceden planlıyordu.
f. Eğlence yerlerinde Lambo’dan başka kimse Katina’ya dikkat etmiyordu.
g. Katina matemine sadık kalabildi.
Ответы
1. 1c, 2d, 3g, 4b, 5a, 6e, 7f
2. Yürek, matem, lakap, duvak, dua, sadakat, çekingen, sağanak, şimşek, tabut, feda etmek, tokat, tamir etmek, nişanlı, bayıltmak, çalgıcı, sulamak, şaşı, haykırmak, ısırmak, şerit, baygın, sürmeli, çeviklik, elektrik düğmesi.
3. 1d, 2f, 3a, 4e, 5c, 6b
4. а. yol vermekte bir gecikme gösterdiler; b. nasılsa fırsat buldu; c. teşekküre benzer bir kelime; d. sekiz yıllık sevda hayatına; e. çıplak omuzlarına atkısını atmaya; f. karşılık vermek için.
5. b, d, f.
Кючюк Чифтлик – парк отдыха в европейской части Стамбула.
Ракы – крепкий алкогольный напиток, анисовая водка.
Греч. παλικάρι µου – обращение, «молодой человек».
Греч. χοντρή – «толстая».
Darbecik – слабый удар, «ударчик». Аффикс – CIk является уменьшительно-ласкательным.
Маслак – район на севере европейской части Стамбула, во времена написания рассказа был маленькой деревней.
Мадмуазель, обращение к незамужней христианке.
Ada – остров. Один из Принцевых островов в Мраморном море недалеко от азиатского берега Стамбула, место отдыха горожан.
Саз, уд – струнные музыкальные инструменты, распространенные в странах Востока.
Бургаз – один из Принцевых островов, находящихся в Мраморном море недалеко от азиатского берега Стамбула, место отдыха горожан.
«По крайней мере».
Yenmek – побеждать, yenilmek – проигрывать (быть побежденным). Аффиксы – Il, – In, – n образуют формы страдательного залога.
Рябой.
Be adam! (груб.) – эй, ты!
Бююкдере и далее Истинье, Сарыер – районы в европейской части Стамбула, на берегу пролива Босфор.
Acı Sadaka
Hastanenin koğuşunda yatağı pencerenin yanındaydı. Pencere bahçeye bakıyordu. Bir gün önce onu doktor muayene etti ve dedi ki artık birkaç gün sonra tam olarak iyileşecek ve hastaneden çıkabilecek. Onun dudaklarına kadar bir soru geldi: “Ya gözlerim? Gözlerimi bana tekrar vermeyecek misiniz?” demek istedi.
Bugün erkenden koğuşun bütün pencerelerini açtılar. Temmuz güneşinin rahatlatıcı sıcaklığıyla sabah havası, şu ölümün ve hayatın korkunç mücadele sahnesinde türlü hastalıkların zehriyle dolu ağır havayı bir serin nefesle örtmeye çalışıyordu. Hastanenin ortasında yeşilliklerin, çiçeklerin sıcak soluklarını topluyor, acı iniltileriyle dolu hasta yataklarına, şifalı bir hediye gibi serpiyordu.
Zehra çiçekleri çok severdi, onun on sekiz yaşı ile çiçeklerin arasında yakın bir ilişki var gibiydi, onların nefesini duyuyordu ve gençliğinin bütün duyguları anlam kazanıyordu.
Şimdi, şu hastane koğuşunda yatağının içinde yastığa dayanıyor, serin sabah havasının kokularını hissediyordu ve onun çiçek sevgisi tekrar canlanıyordu. Yalnız bu isimden, çiçek isminden yüreğinde derin bir nefret vardı. Bir zamanlar ağzından, küçük beyaz dişlerinin arasından sevgiyle çıkıyordu bu kelime. Şimdi o, adeta bir düşman soğukluğu veriyordu çünkü o korkunç hastalığı hatırlatıyordu.[33] O çirkin şey vücudunu zehirli yaralarla kazıdı, kemirdi, yedi.
İlk geceleri ateşli kâbusları arasında şu yataklar mumun zayıf ışığıyla bir sürü korkunç gölgeler şeklinde oynuyordu, etrafında bir cin dansı gibi dönüyordu. O yorganın içine büzülür, görmemek için gözlerini kapardı, vücudu ölüm korkusuyla titrerdi. Vücudunun yüzlerce noktasından kırmızı lekeler kabarmaya başladı. Bu kırmızı şeyler, parmaklarını, bileklerini, yüzünü, bütün vücudunu bir ateş damlası gibi yakıyordu. Bu kırmızı şeylere mi çiçek diyorlardı?
Bir gece yine etrafında o korkunç dans başladı, bu halka gittikçe darlaşıyordu ve onun içinde boğulmaktan korkuyordu. Şu hayallerden kurtulmak için gözlerini açmak istedi, fakat gözlerinin üzerinde bir parmağın ağırlığını duydu. Gözlerini açamıyordu. Yalnız gözlerinin ucunda küçük bir ışık vardı, kirpiklerinin arasından etrafındaki dansın gölgelerini fark ediyordu.
Ertesi sabah uyandı, hayır, uyandı diye düşündü ve gözlerini açmak istedi ama açamadı. Demir ağırlığındaki parmaklar o gece tamamen indi, şimdi kirpiklerini birbirine yapıştırdı. İşte o sabahtan sonra, günler – kim bilir ne kadar? Artık hesabını bilmiyor! – günler geçiyor, Zehra hâlâ uyanamıyordu. Artık hastalığının acılarını unuttu, doktorlardan, bakıcılardan, komşu yataklardan yalnız bir şey sorardı: Gözlerim ne zaman açılacak?
Bir gün doktor: “Artık iyi oluyorsun,” dedi. O bu söze inanmak için gözlerini açmaya çalıştı; artık o demir parmakların ağırlığı kalkmış, kirpikleri birbirinden biraz ayrıldı, hattâ gözlerinin içeride hareketini hissediyordu; fakat hâlâ o kalın karanlık devam ediyordu. Zehra başını sallıyor, soruyordu: İyi mi oluyor? Belki, fakat gözler?
İşte bu sabah yatağının içinde gözlerini açmaya çalışıyordu, hissetti ki güneş yavaş yavaş dizlerine kadar okşayıcı bir sıcaklıkla çıktı. Bir gün önce yine doktorun sözlerini düşünüyordu. Evet ona, “İyi oluyorsun!” dediler, fakat kimse gözlerinden bahsetmedi. Oysa gözleri onu her şeyden çok ilginlendiriyordu. Bu vücudun her tarafına önem veriyor, yalnız gözleri için susuyorlardu. Artık “İyi oldun!” desinler istemiyor, bundan ürküyordu; bunu söylemek, “Artık başka yerin iyi olmayacak” demek gibiydi.
Zehra bunu hissediyor, fakat inanmamak istiyordu. O zaman, güneşin öpücüğüne gençliğinin harap yüzünü uzattı. O güzel güneşin bundan sonra yoksunluk matemini tutmak için gözlerini çevirdi, düşündü. Bakışında, gözlerinin gizli derinliğinde yavaş yavaş bir karanlık dünyasının perdeleri kalkıyor, orada da rüyalara özgü bir güneş çıkıyor, bütün hatıraları birer birer tutuşuyor, şu gözlerin içinde bir dünya oluşuyordu.
Geçmiş hayatını burada tekrar yaşadı. Her şeyden önce köyünü gördü: Dağın eteğinde kerpiçten evler vardı. Çatıların üzerinde ağaçların gölgelerinin garip resimleri vardı. Tarlalar denizi, rüzgârda bilinmez bir uzaklığa doğru kaçıyor görülüyordu. Gümüş yol, dağın yüksek sırtlarında akıyordu. Yolun üzerinde dağınık sürüler geri dönüyordu. Sabah güneş tepenin arkasından kocaman bir göz gibi bakıyordu. Horoz alçak bacanın üstüne sıçradı, sarı gozlerini güneşe dikti. Zehra bunların arasında ne kadar mutluydu! O zaman bu sırtlarda, şu sürülerin arkasında Bekir’le beraber nasıl koşardı! İşte şimdi Zehra’nın gözlerinin içinde perdeler açıldı, bu dünyanın tablosunu apaçık görüyor, sonra birden bu hatıra zihninde bitiyor, aniden başka bir tablo görüyordu: Bir gece – sıcak bir yaz gecesi – hepsi kulübenin önünde, çatının siperi altında uyuyorlardı. Zehra uykusunun arasında “Yangın var! Yangın var!” feryatları işitti. O zaman kırmızı bir gece gördü. Dağlar, evler, ağaçlar, tarlalar bir kızıl tufan altındaydı. Sanki bu tablonun üzerine kırmızı mürekkep dökülmüş. Her yer yanıyor zannetti, “Yanıyoruz!” feryadıyla annesini babasını uyandırdı.
Etrafında feryatlar devam etti, bütün köy bu kırmızı ateş tufanı içinde uyanıyordu. Babası: “Harmanlar, harmanlar yanıyor!” diye yangına koştu. Yangın, uzakta, ufkun bir tarafında, bir yanardağ şeklinde göklere doğru uzun uzun sütunlarla çıkıyordu. Daha sonra Zehra’nın hayalinde başka bir tablo, kulübenin içinde babasını gösteriyordu. Elleri, yüzü yanmış, can çekişiyordu.
O zaman eve dayısı geldi ve o günden itibaren Zehra için pek iyi bir hayat başlamadı. Dayısından hep dayak yerdi, hele bir gün Bekir’le çeşme başında konuşuyordu, dayısı bunu gördü ve o kadar dövdü ki annesi, onu dayısının elinden kurtaramadı diye hüngür hüngür ağladı.
Zehra bu hatıradan sonra gözlerinin içinde Bekir’i gördü. Uzun boyuyla, açık alnıyla, geniş omuzlarıyla, ince bıyıklarıyla Bekir zihninde yükseldi. O ne kadar güzeldi! Hele bir gün askere gitmek için herkesle veda ettikten sonra Zehra’ya yaklaştı, “Zehra ister misin? Sen benim nişanlım ol!” dedi ve kızardı, ne kadar güzelleşti!
Zehra bu hayali doya doya[34] görmek için durdu. Onu kaçırmaktan korkuyor, yatağında bir hareket yapmaktan çekiniyordu. Mutlu bir tebessüm dudaklarını açmaya başladı, o hayalin mutluluğuyla gülecekti, fakat tebessüm sanki şu harap örtü altında bu yüzü tanıyamadı ve hemen kayboldu. Zehra iki eliyle yüzünü kapadı. Şimdi parmaklarının altında bu delik deşik yüzünü hissediyordu. Zihninde bir genç kız, on sekiz yaşına özgü ihtişamıyla çıktı, güya onu avutmak için bir kardeş gibi gülümsüyordu.
İşte bir gün annesini de kaybettikten sonra dayısı onu köyden getirdi, bu büyük şehirde bir eve hizmetçiliğe verdi. Zehra oydu. Hayır, Zehra o değil; o, Zehra’nın ölü kardeşiydi. Asıl Zehra’nın yaralı derisi işte bugün ellerinin altında parmaklarının ucunu tırmalıyordu. Asıl Zehra’nın kirpikleri döküldü, kaşları yeryer koptu, gözleri bir daha bu hüzünlü güzellik harabesini görmemek için açılmamaya mahkümdü.
Bir gün “Dayın gelmiş!” dediler, o: “Zehra, artık iyi olmuşsun, seni götüreceğim!” dedi. Bu dakikada dayısı hakkında her zamandan çok bir nefret duydu. Onun dudakları daima gizli bir kurnazlık fikriyle gülümsüyordu, gözleri fazla küçüktü. Hatırasında belirdi, düşündü ki bu adam, “Seni götüreceğim!” sözünü o dudaklarla, o gözlerle söyledi. Götürecek, fakat nereye? Söylüyordü ki köye götürecekti. Sesinde sahte bir eda vardı, anladı ki bu bir yalandı. Fakat o, Zehra’yı endişelendirmiyordu, artık ciğerlerinin temiz havaya ihtiyacı günden güne artıyordu. Bu ilaç kokularıyla, zehirli nefeslerle dolu havadan sıkılıyordu. Oradan çıkmak lazımdı, bunun için acele ediyor, belki de gizli gizli bir ümit taşıyordu ki başka yerde gözleri açılacak. Ah! O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?
Bir gün parka yakın bir yerde, bir dönemeç noktasında çiçekten harap bir genç kızı gördüler ki önünde bir tahta kutu vardı. O, bunu saklamak istedi ve kutuyu dizlerine kadar çekti. Müthiş bir darbe yedikten sonra başı doğrulmaya güç bulamıyor, üzgün üzgün sol omzuna düştü. Bütün mutluluk isteğinin matemiyle hazin ve gamlı oturuyordu. Yalnız bazı insanlar fark ederlerdi ki bu genç kızın dudaklarının üzerinde hafif ve çekingen bir tebessüm vardı. Belki bir şeyler görürdü. Şüphesiz, Zehra orada, tramvayların, otomobillerin gürültüleri arasından uzak bir dünyada, gözlerinin içinde gizli bir dünyanın neşeli tablolarına gülümserdi.
Dayısı her akşam gelir, onu elinden tutar, götürürdu. Nereye? Zehra pek iyi bilmiyor, belki de öğrenmeye o kadar lüzum görmüyordu. Hattâ bir söz söylemek onun için fazla bir zahmet, belki gözlerinin içindeki hayal dünyasını incitecekti. Artık onunla meşgul olmak için hayatla bir alakası kaldı mı ki? Bu adam sabah onu götürüyor, “İçinde fazla parayı koynuna koy!” emrini veriyor, akşam üzeri elinden tutuyor, başka bir yere getiriyor, “Paraları çıkar!” diyor, ondan sonra yiyecek veriyor ve Zehra yatıyordu. O, bu hayatı kabul ediyordu, şikâyet bile etmiyordu. Bu dünyada başkaları onu bir alet olarak kullanıyordu. O, gizli hayatına bütün varlığını adamak için buna razıydı…
Onun asıl hayatı, işte gözlerinin içindeydi. Tarlalar, bir yeşil bulut gibi sanki topraklardan uçmaya çalışıyormuş gibi dalgalanıyordu. Ötede dağların sırtlarında ağaçlar sallanıyordu. Bütün bu köy yaz güneşinin parıltıları altında bir kır köşesinde bir mutluluk gülümsemesiyle ışıldıyordu. Bekir’in gür kaşları altında gözlerini bir endişe gölgesi örttü, “Zehra! İster misin? Sen benim nişanlım ol!” sözlerini söylüyor ve dudakları titriyordu. Evet, işte onun asıl hayatı bunlardı.
Şimdi yine Bekir’i, uzun boyuyla, kahraman omuzlarıyla, erkekliğinin gururuyla tekrar görüyordu. O sanki yine o sözleri tekrar mırıldanıyordu. Onun nefesini duyuyor zannetti ve ufak bir heyecanla yüreği çarptı…
Hissetti ki biri yanına çömeldi. “Zehra!” sesini kulaklarının uğultusunun arasından duymuş gibiydi. Yüreğinde heyecan büyüdü, bir gürültü göğsüne sığmıyordu, kaburgalarını parçalayacaktı. Gerçekten ismini çağırdılar mı? “Zehra!” Başını çevirdi. İnanılmaz bir çabayla gözlerini açmak, bu sesin sahibini görmek, şu gerçekten tamamen emin olmak istedi. Yüzü kıpkırmızı oluyor, şu inatçı gözleri sanki kapaklarını yırtmaya çalışıyordu. Sonra tekrar büyük bir umutsuzlukla, içinde bütün azmi harap bir duvar gibi yıkıldı, vazgeçti. Başı yine sol omzuna düştü, o kapalı gözleri bu yüze dikti, siyah perdenin arasından görmeye çalışıyordu.
– Sesimi tanımıyor musun Zehra?
Nasıl tanımıyor? Bu ses şu dakikada her zamandan çok hayatının matemini hissettiriyordu. Bu sesi tanımamak mümkün mü?
– Tanıdım Bekir! Sen değil misin?
Şimdi ikisi de devama güç bulamıyorlardı. O bir aralık Zehra’nın boş elini aldı, sonra ondan bahsetmeye cesaret bulamadı, kesik kesik kendisinden bahsetti. Asker olduktan sonra köyden uzaklarda yaşadı, bu hayat içinde Zehra’dan nadiren yılda üç beş kere haberler alırdı. Daha sonra öğrendi ki Zehra dayısıyla İstanbul’a gitti. Köye gitmeden önce onu bulmak için buraya geldi, dayısını aradı, nihayet işte…
Bekir artık devam edemiyor, boğazına bir şey tıkandı, dalgın gözleriyle Zehra’ya bakıyordu. Zehra bu bakışın ağırlığını duyuyordu, onun altında tekrar kızarmaya başladı. Bekir’i zihninde canlandırdı: Erkek olarak olgunlaştıktan sonra şimdi daha güzel, koyu kumral bıyıkları daha çok, kemikleri daha geniş, yüzünde askerlik hayatından dolayı gurur ifadesi var. Bekir’in karşısında o kadar çirkin olmaktan, bu binlerce yaralarıyla harap yüzden, kirpiksiz kapalı gözlerden utanıyordu, o kadar üzülüyordu ki hemen oracıkta[35] ölmek istiyordu.
Bekir: “Ne oldun Zehra?” diyemiyordu. Ne lüzumu var? Görmüyor muydu, Zehra ne oldu? O, Zehra’yı nasıl bulmak ümidiyle geldi. Ah, bu Zehra o ümitten ne kadar uzaktı!
İşte şimdi hâlâ onun elini tutuyor, şu harap vücudun yanında bir mezar kenarındaymış gibi matemli aşkının yaşlarını dökmek istiyordu. Susuyordu ve bu sessizliğin acıklı anlamı vardı, Zehra bunu hissediyordu.
Bir aralık bir el kutunun içine bir şey attı. O duydu ki paralar düştü, hafif bir teşekkürle başını eğdi. Bekir ağlamamak için zorluk çekiyordu. Göğsü kabardı: “Zehra!” diye başladı. Zehra başını kaldırdı. “Zehra, yine…”
Bekir bu cümleye devam edemedi, ama Zehra anladı. Yine onun nişanlısı olmak! Ah! Bu mutluluk şimdi ne kadar uzaktı! Yine gözleri hayal dünyasına döndü, bir saniye içinde bütün o parlak tablolar zihninde birer birer tekrar tutuştu. Dağın eteklerinde kerpiç evler. Koyun sürüleri yeşil ağaçların arasından beyaz bulut parçaları şeklinde görünüyordu. Horoz çitin üzerinde ibiğini dikti, kırları selamlıyordu. Daha sonra Bekir’i, onun yanında Zehra’yı gördü. O, siyah elmas gibi gözlerini utançla indiriyordu. O Zehra bu Zehra değildi, o sanki Zehra’nın ölü bir kardeşiydi.
Ve bu kardeşin hasretiyle göğsü şişti, elini Bekir’in elinden çekti. Demin Zehra sadakaya teşekkür etmek için başını eğdi. Ama Bekir’in bu merhamet sadakasını, bu her şeyden ağır ve acı sadakayı ret için başını dimdik kaldırdı, keskin bir sesle: “Artık Zehra öldü, Bekir!” dedi.
Упражнения
1. Соедините части выражений:
2. Переведите следующие слова и фразы:
Палата, губа, борьба, яд, стон, ненависть, напоминать, грызть, кошмар, пятно, кольцо, ресница, приклеивать, сиделка, интересовать, крыша, поле, стадо, петух, пожар, вопль, буря, чернила, вулкан, колонна, улыбка, дырявый, утешать, мертвый, бровь, фальшивый, легкое, хлопоты, орудие, посвящать, ребро, рвать, созревать, уродливый, алмаз, сострадание, отказ.
3. Расположите события в хронологическом порядке:
a. Dayısı Zehra’yı hastaneden götürdü.
b. Zehra’nın annesi öldü.
c. Bekir Zehra’yı şehirde buldu.
d. Zehra sadaka istemeye başladı.
e. Zehra’nın köyünde yangın çıktı.
f. Zehra’nın evine dayısı geldi.
g. Zehra çiçek hastası oldu.
h. Bekir askere gitti.
i. Zehra’nın babası öldü.
4. Вставьте пропущенные слова:
a. ______________ bir soru geldi.
b. Bir zamanlar ______________ sevgiyle çıkıyordu bu kelime.
c. O güzel güneşin ______________ gözlerini çevirdi, düşündü.
d. Dayısı bunu gördü ve o kadar dövdü ki annesi, ______________ diye hüngür hüngür ağladı.
e. Bu ______________ havadan sıkılıyordu.
f. Yüzü kıpkırmızı oluyor, şu inatçı gözleri ______________ çalışıyordu.
5. Найдите верные утверждения:
a. Zehra Bekir’le aynı köyde yaşıyordu.
b. Yangında Zehra’nın annesi ve babası öldü.
c. Zehra hasta olmadan önce hizmetçi olarak çalışıyordu.
d. Hastanedeki doktorlar Zehra’ya gözleri hakkında bir şey söylemiyordu.
e. Zehra sadaka istemeye şiddetle karşı çıkıyordu.
f. Zehra Bekir’i tekrar görmeye çok sevindi.
Ответы
1. 1d, 2c, 3a, 4g, 5i, 6h, 7f, 8e, 9b
2. Koğuş, dudak, mücadele, zehir, inilti, nefret, hatırlatmak, kemirmek, kâbus, leke, halka, kirpik, yapıştırmak, bakıcı, ilgilendirmek, çatı, tarla, sürü, horoz, yangın, feryat, tufan, mürekkep, yanardağ, sütun, tebessüm, delik deşik, avutmak, ölü, kaş, sahte, ciğer, zahmet, alet, adamak, kaburga, yırtmak, olgunlaşmak, çirkin, elmas, merhamet, ret.
3.
4. а. onun dudaklarına kadar; b. ağzından, küçük beyaz dişlerinin arasından; c.bundan sonra yoksunluk matemini tutmak için; d. onu dayısının elinden kurtaramadı; e. ilaç kokularıyla, zehirli nefeslerle dolu; f. sanki kapaklarını yırtmaya.
5. a, c, d
Doya doya – вдоволь, от глагола doymak – насыщаться. Деепричастия на – (y)A – (y)A передают интенсивность, повторяемость действия.
«Прямо там, прямо на месте».
Çiçek hastalığı (букв. «цветочная болезнь») – оспа.
Словарь
А
acaba – интересно, разве
acele – спешка
acı – боль, горе
acıklı – печальный
açık – открытый
açılmak – открываться
açmak – открывать
ad – имя
adamak – посвящать
adeta – прямо-таки
adım – шаг
Affedersiniz! – Извините!
affetmek – прощать
ağır – тяжелый
ağırlaşmak – ухудшаться (о состоянии)
ağız – рот
ağlamak – плакать
ahmak – дурак
aile – семья
ait – принадлежащий
akıl – ум
akmak – течь
alaka – связь, отношение
alay – насмешка
alçak – низкий
aldatmak – обманывать
âlem – мир, среда, общество
alet – орудие
alın – лоб
alışmak – привыкать
amca – дядя по отцу
an – момент
anahtar – ключ
ancak – только, но
aniden – внезапно
anlam – смысл
anlamak – понимать
anlatmak – рассказывать
apaçık – совершенно ясный
ara – промежуток, период
aralık – декабрь
ara sıra – иногда
araştırmak – исследовать
art arda – один за другим, следом
artık – уже
artmak – расти, увеличиваться
asıl – настоящий, основной
asker – военный
askere gitmek – уйти в армию
asla – никогда
aşağılanmak – унижаться
aşçı – повар
aşırı – чрезмерный, слишком
aşk – любовь
aşmak – превышать
ateş – огонь, жар
atılmak – бросаться
atkı – шарф, накидка
atlamak – прыгать
atlas – атлас (ткань)
atmak – бросать
avuç – ладонь
avutmak – утешать
ayıp – стыдный
ayırmak – отделять
âyin – обряд
ayna – зеркало
aynı – такой же, тот же
ayrı – отдельный
ayrılmak – отделяться
ayrıntı – деталь
azim – решимость
aziz – святой
B
baca – труба
bacak – нога
badem – миндаль
bağ – связь
bağımsız – независимый
bağlamak – связывать
bağlılık – привязанность
bahane – повод
bahçe – сад
bahçıvan – садовник
bahsetmek – беседовать
bakıcı – сиделка
bakış – взгляд
balayı – медовый месяц
balo – бал
bank – скамейка
basamak – ступенька
basit – легкий, простой
baskı – давление
basmak – давить, наступать
baston – трость
başarı – успех
başka – другой
başkalaşmak – становиться другим
başkan – глава, вождь
başlangıç – начало
baygın – томный
bayıltmak – приводить в восторг
bazen – иногда
bazı – некоторый
belirmek – проявиться, появиться
belirsiz – неопределенный
belirti – признак
belki – может быть
belli – определенный
bence – по-моему
benimsemek – сделать своим, привязаться
benzemek – быть похожим
benzer – похожий
beraber – вместе
beri – с тех пор
beyin – мозг
bırakmak – оставлять
bıyık – усы
bile – даже
bilek – запястье, лодыжка
bilezik – браслет
bilinmez – неизвестный
bina – здание
bir hamlede – сразу, одним махом
bira – пиво
biraz – немного
birbiri – друг друга
birden, birdenbire – вдруг
birer – по одному
birleşmek – соединяться
birleştirmek – соединять
birlik – единство
bitirmek – заканчивать
bitmek – заканчиваться
bodrum – подвал
boğaz – горло
boğmak – душить
boğuk – сдавленный
boğulmak – задыхаться
bohça – узелок, мешок
boru – труба
borulu – припадочный
boş – пустой
boy – рост, длина
bozuk – испорченный
bozulmak – портиться
bön bön bakmak – удивленно смотреть
böylelikle – таким образом
buhar – пар
bulanık – мутный
bulanmak – пачкаться, мутнеть
bulunmak – находиться
buluşmak – встречаться
bulut – облако
burgu – сверло
burun – нос
büyümek – расти, увеличиваться
büzülmek – скукоживаться
C
cadı – ведьма
can – душа
can çekişmek – испускать дух
canlandırmak – оживлять, представлять
canlanmak – оживать
cehennem – ад
cep – карман
cesaret – храбрость
cesaretlenmek – осмелиться
cevap – ответ
ceza – наказание
ciddi – серьезный
ciğer – легкие
cin – джинн
civar – округа
coşmak – прийти в возбуждение, развеселиться
cümle – фраза
çaba – усилие
çabalamak – прилагать усилия
çağırmak – звать
çalgı – музыкальный инструмент
çalgıcı – музыкант
çalışan – работник
çalmak – играть, звонить
çamur – грязь
çare – выход
çarpmak – стучать (о сердце)
çatı – крыша
çekingen – застенчивый
çekinmek – стесняться
çekmek – тянуть, привлекать, убирать
çene – подбородок
çeşitli – различный
çeşme – источник, фонтан
çetin – крепкий, неприступный
çeviklik – проворство, ловкость
çevirmek – переводить, переворачивать
çevrilmek – обращаться, поворачиваться
çığlık – крик
çıkarmak – вытаскивать
çılgınlık – безумие
çıplak – голый
çırpınmak – биться, ворочаться
çırpmak – здесь: брызгать
çiçek – 1) цветок; 2) оспа
çirkin – уродливый
çit – забор
çizgi – линия
çocukluk – детство
çorap – носок
çöl – пустыня
çömelmek – присаживаться, опускаться
çözmek – распутывать
çözülmek – распутаться, распуститься
D
dadı – няня
dağ – гора
dağılmak – расходиться
dağınık – рассредоточенный, разбросанный
daima – постоянно
daire – 1) круг 2) кольцо, орбита
dakika – минута
dalga – волна
dalgalanmak – волноваться
dalgın – задумчивый
dalmak – погружаться
dam – крыша
damla – капля
dar – узкий
darbe – удар
darlaşmak – сужаться
davet – приглашение
dayak yemek – быть избитым
dayanmak – 1) выдерживать 2) опираться
dayı – дядя по матери
defa – раз
değer – ценность, стоящий
değişik – отличающийся
değişmek – меняться
değiştirmek – менять
delik deşik – дырявый
delilik – безумие
delmek – дырявить
demin – недавно
demir – железо
deniz – море
derece – градус, степень
deri – кожа
derin – глубокий
ders – урок
dert – беда
devam – продолжение
diğer – другой
dik – прямой, крутой
dikiş – шитье
dikkat – внимание
dikmek – устремить (взгляд)
dil – язык
dilemek – просить
dimdik – очень прямо
dinlemek – слушать
dinleyici – слушатель
direnç – сопротивление
direnmek – сопротивляться
diş – зуб
diyar – мир, край, страна
diz – колено
doğal – природный, естественный
doğaüstü – сверхъестественный
doğru – прямой, верный
doğrudan doğruya – напрямую
doğrulmak – выпрямиться
dolap – шкаф
dolaşmak – гулять
dolayı – из-за
doldurmak – наполнять
dolgun – полный (о теле)
dolu – полный
donuk – безжизненные (о глазах)
dost – друг
dökmek – лить
dökülmek – 1) литься 2) выпадать
dönemeç – поворот
döşeli – обставленный
döşenmek – обставить (мебелью, вещами)
dövmek – бить
dua – молитва
dudak – губа
durum – состояние
duvak – вуаль, фата
duvar – стена
duygu – чувство
duymak – чувствовать
düğüm – здесь: тяжесть (в сердце)
düğün – свадьба
dünya – мир
düşkün – падкий, склонный
düşman – враг
düşmek – падать
düşünceli – задумчивый
düşünmek – думать
E
eda – поведение, манера
eğilmek – наклоняться
eğim – наклон
eğlence – развлечение
eğlenmek – развлекаться
eğmek – наклонять
eğri – кривой
eğrileşmek – кривить
ek – дополнение
eklemek – дополнять, прибавлять
elbette – конечно
elbise – платье
eldiven – перчатка
elektrik düğmesi – выключатель
elmas – алмаз
emin – уверенный
emir – приказ
endişe – тревога
endişelendirmek – тревожить
ense – затылок
erkeklik – мужественность
erken – рано
ertesi – следующий
esirlik – рабство, неволя
eskimiş – устаревший
esmek – дуть
esnemek – зевать
eşik – порог
eşya – вещь
etek – здесь: подножие горы
evlenmek – жениться
ezbere – наизусть
F
fakir – бедный
fark – разница
fark etmek – замечать
fazla – много, слишком
feda etmek – жертвовать
fedakârlık – самопожертвование
felsefe – философия
fener – фонарь
feryat – крик
fırlamak – выскакивать
fırsat – шанс, удобный случай
fırtına – буря
fıstık – фисташка
fıstıkçı – продавец фисташек
fikir – мысль
Fransız – француз, французский
G
galiba – наверное
gamlı – печальный
garip – странный
garson – официант
gazeteci – журналист
gecikme – задержка
gecikmek – задерживаться
geçen – прошлый
geçici – временный
geçinmek – жить на что-то
geçirmek – проводить (время)
geçmiş – прошлое
gelecek – будущее
gelin – невеста
geliş – приход
genel – общий
genellikle – обычно
geniş – широкий
genişlemek – расширяться
gerçek – правда, настоящий
gerçekten – на самом деле
gerçi – правда, хотя
gerdan – шея (спереди), горло
gereğinden fazla – больше чем нужно
gerinmek – потягиваться
gevşeklik – слабость, вялость
gevşemek – ослабеть
gezi – прогулка, поездка
gezmek – гулять, путешествовать
gittikçe – постепенно
giyinmek – одеваться
giymek – надевать
giysi – одежда
gizli – тайный
göğüs – грудь
gök – небо
göl – озеро
gölge – тень
gömlek – рубашка
göndermek – посылать
göre – согласно чему-то
görev – долг, обязанность
görülmek – видеться
görünmek – выглядеть
görüşmek – встречаться
göstermek – показывать
götürmek – относить
gözlem – наблюдение
gözyaşları – слезы
gurur – гордость
güç – сила
güçlenmek – крепнуть
gülle – ядро, снаряд
gülmek – смеяться
gülümseme – улыбка
gülümsemek – улыбаться
gülüş – смех
gümlemek – хлопать (о двери)
gümüş – серебро
günah – грех
gündüz – днем
güneş – солнце
gür – густой (о волосах)
gürültü – шум
güvenlik – безопасность
güya – якобы
güzelleşmek – становиться красивым
H
haber – новость
hafıza – память
hafif – легкий
hafta – неделя
hain – предатель, предательский
hak – право
hakaret – оскорбление
hakkında – о (чем-то)
hal – состояние
hâlâ – все еще
halbuki – однако
halk – народ
halka – круг, кольцо
halletmek – улаживать
hanım – госпожа
hani – помнишь, помните?
harabe – руина, развалина
harap – разрушенный, испорченный
hareket – движение, поступок
harman – гумно
hasret – тоска
hasta – больной
hastalıklı – болезненный
hastane – больница
hatıra – воспоминание
hatırlamak – помнить
hatırlatmak – напоминать
hattâ – даже
hava – воздух, погода
havlu – полотенце
hayal – мечта
hayalet – призрак
hayat – жизнь
haydi – эй, давай
haykırmak – восклицать
hayret – удивление
hayvan – животное
hazır – готовый
hazırlanmak – готовиться
hazin – грустный
haziran – июнь
hediye – подарок
hele – тем более, особенно
hemen – 1) сразу 2) почти
henüz – еще, пока
herhalde – во всяком случае
herif – тип, парень
hesap – счет
heyecan – волнение
hırs – гнев, злость
Hırvat – хорват
hızlı – быстрый
hikâye – история
hissetmek – чувствовать
hissettirmek – дать почувствовать
hizmetçi – слуга
hocalık – преподавание
homurdanmak – ворчать, бормотать
horoz – петух
hoş – приятный
hoşlanmak – нравиться
Hristiyan – христианский, христианин
hükümdar – правитель
hüngür hüngür ağlamak – плакать навзрыд
hüzünlü – печальный
I
ılık – теплый
ısırmak – кусать
ısıtmak – греть
ısrar etmek – настаивать
ıstakoz – омар
ışık – свет
ışıldamak – светить
ibik – гребешок
içmek – пить
ifade – выражение
ifade etmek – выражать
iffet – целомудрие
ihanet – предательство
ihtar – предупреждение
ihtimal – вероятность
ihtişam – великолепие
ihtiyaç – потребность
ihtiyar – старый
ilaç – лекарство
ilerlemek – продвигаться вперед
ilgi – интерес, связь
ilginlendirmek – интересовать
ilgisiz – безразличный
ilişki – отношения
ilişki kurmak – строить отношения
iliştirmek – цеплять
ilkbahar – весна
imzasız – без подписи
inanç – вера
inanılmaz – невероятный
inanmak – верить
inat etmek – упрямиться
inatçı – упрямый
ince – тонкий
incitmek – вредить
indirmek – опускать
inilti – стон
inmek – спускаться
ip – веревка
iri – крупный
irileşmek – становиться крупным
isim – имя
iskemle – скамья
ispirto lambası – спиртовая лампа
istek – желание
işaret – знак
işitmek – слышать
işkence – пытка
işte – вот
itiraf – признание
itiraz – возражение
iyileşmek – выздоравливать
iz – след
izin – разрешение
k
kaba – грубый
kabarmak – распухать, вздыматься
kabile – племя
kabul etmek – принимать
kaburga – ребро
kâbus – кошмар
kabza – рукоять
kaçınmak – избегать
kaçırmak – упускать
kaçmak – бежать от чего-то
kadeh – бокал
kader – судьба
kahraman – герой
kakule – кардамон
kalabalık – толпа
kaldırmak – поднимать
kale – крепость
kalın – толстый
kalp – сердце
kaltak – шлюха
kamburlaşmak – горбиться
kan – кровь
kap – сосуд, посуда
kapak – крышка, веко
kapalı – закрытый
kapamak – закрывать
kapanmak – закрываться
kapıcı – привратник, консьерж, дворник
kaplamak – покрывать
kara – черный
karanfil – гвоздика
karanlık – темнота
karar – решение
karı – жена
karı koca – супруги
karın – живот
karışık – запутанный
karışmak – попадать, смешиваться
karıştırmak – листать
karşı – 1) против 2) по отношению к
karşılaşmak – встречаться
karşılık vermek – отвечать
kaş – бровь
kaşımak – чесать
kat – этаж
katılmak – участвовать
katlanmak – смиряться
kavga – ссора
kavruk – высохший
kavuşturmak – соединять
kaybetmek – терять
kaybolmak – теряться
kazanmak – выигрывать, зарабатывать
kazımak – скрести, выскабливать
kedi – кот
kelime – слово
keman – скрипка
kemik – кость
kemirmek – грызть
kenar – край
kendi – свой, сам
kere – раз
kerpiç – глинобитный
kesik – обрывистый
kesin – точный
keskin – резкий
kınamak – осуждать
kıpırdamak – двигаться
kıpkırmızı – ярко-красный
kır – поле, степь
kısaca – вкратце
kıskançlık – ревность
kısmen – частично
kıvılcım – искра
kıvırcık – кудрявый
kıvırmak – завивать
kıvranmak – корчиться
kıyafet – одежда
kıymet – ценность
kızarmak – краснеть
kızgın – злой, рассерженный
kilise – церковь
kilitli – запертый
kimlik – личность
kira – аренда
kiralamak – арендовать
kirli – грязный
kirpik – ресница
kocaman – огромный
koğuş – палата
kokot – женщина легкого поведения
koku – запах
kol – рука
komşu – сосед
konu – тема
konuşmak – разговаривать
kopmak – отрываться
korku – страх
korkunç – страшный
korse – корсет
korumak – защищать
koruyucu – защитник
koşmak – бежать
kova – ведро
koymak – класть
koynuna koymak – класть за пазуху
koyu – темный
köken – происхождение
köpek – собака
köşe – угол
kötülük – зло
köy – деревня
kucak – объятия
kucaklamak – обнимать
kudurgan – бешеный
kulak – ухо
kullanmak – использовать
kulübe – хижина
kum – песок
kumaş – ткань
kumral – каштановый
kurnazlık – хитрость
kurşun – свинцовый
kurtarmak – спасать
kurtulmak – спасаться
kuru – сухой
kurumak – высыхать
kuşatmak – здесь: охватить, обнять
kutu – коробка
kuyu – колодец
kuzum – обращение: дорогая, милая!
kül – пепел
küpe – серьга
kürk – мех
l
lakap – прозвище
layık – достойный чего-то
lazım – нужно
Leh – поляк, полька
leke – пятно
lüzum – необходимость
M
Macar – венгр, венгерка
macera – приключение
madem, mademki – раз уж
mağaza – магазин
mahküm – осужденный, обреченный
mahzen – погреб
makas – ножницы
manevi – духовный
manto – манто
manzara – вид, пейзаж
maşa – щипцы
matem – траур
mayıs – май
mektup – письмо
melodi – мелодия
memleket – родина
memnun – довольный
memnuniyet – довольство
memur – чиновник
merak – любопытство, беспокойство
merdiven – лестница
merhamet – сострадание
mesafe – расстояние
mesela – например
mesele – вопрос, проблема
meslek – профессия
meşgul – занятый
metres – любовница
meydan okumak – бросать вызов
meydana çıkmak – возникать
mezar – могила
meze – закуска
mırıldanmak – бормотать
mırıltı – бормотание
minder – жесткая подушка, тюфяк
mini mini – крошечный
minnettar – благодарный
misafir – гость
muamele – обращение с кем-то
muayene – осмотр
mum – свеча
mutlaka – обязательно
mutlu – счастливый
mutsuz – несчастный
mücadele – борьба
mümkün – возможный
mürekkep – чернила
müşteri – клиент
müthiş – страшный, ужасный
N
nadiren – редко
namus – честь
narin – изящный
nasılsa – каким-то образом, как-то
nazik – вежливый
nefes – дыхание
nefret – ненависть
neşe – радость
neşelendirmek – радовать
nihayet – наконец
nişanlı – жених, невеста
nokta – точка
O
okşamak – гладить
okşayıcı – ласковый
olay – событие
olgunlaşmak – созревать
oluşmak – образоваться
omuz – плечо
onurlu – гордый, полный достоинства
oyalanmak – отвлекаться
oynamak – играть, танцевать
oysa – однако, между тем
oyun – игра, танец
oyuncak – игрушка
öfke – гнев
öksürmek – кашлять
öksürük – кашель
ölçü – мера
öldürmek – убивать
ölmek – умирать
ölü – мертвый
ölüm – смерть
ömür – жизнь
önem – важность
öpücük – поцелуй
örgü – коса
örmek – вязать
örneğin – например
örtmek – покрывать
örtü – покров
ötede – поодаль
övünç – гордость
öyleyse – тогда, в таком случае
özellik – особенность
özellikle – особенно
özgü – свойственный чему-то
özgürlük – свобода
özlemek – тосковать, скучать по чему-то
özür dilemek – просить прощения
P
para – деньги
parça – часть
parçalamak – рвать на части
parıltı – блеск
parlak – яркий
parmak – палец
pazar – воскресенье
pekâlâ – прекрасно
pembe – розовый
pencere – окно
pençe – лапа
perde – занавес, штора
peri – здесь: призрак, сверхъестественное существо
perşembe – четверг
peşinden – вслед за чем-то
pişman – раскаивающийся
R
rağmen – несмотря на что-то
rahat – спокойный
rahatlatıcı – успокаивающий, расслабляющий
rakı – ракы
rakibe – соперница
rastgelmek – встречаться, сталкиваться
razı – согласный
rekabet – соперничество
resim – рисунок, изображение
resmetmek – изображать
ret – отказ
rica – просьба
Romanyalı – румын, румынка
ruh – дух
rüya – сон, мечта
rüzgâr – ветер
S
saat – час
sabırsızlanmak – испытывать нетерпение
saç – волосы
sadaka – милостыня
sadakat – верность
sade – простой
sadece – только
sadık – верный
sağanak – проливной дождь
sağlık – здоровье
sahip – хозяин
sahne – сцена
sahte – фальшивый
sakin – спокойный
sakinleştirmek – успокаивать
saklamak – прятать
saksı – цветочный горшок
saldırmak – нападать
salıvermek – отпускать
sallamak – размахивать
sallanmak – раскачиваться
samimiyet – искренность
sandal – лодка
saniye – секунда
sanki – будто, словно
sanmak – думать, полагать
sapsarı – мертвенно бледный
sarışın – блондин, блондинка
sarmak – окутывать, охватывать
sarsmak – сотрясать
sataşma – ругань, оскорбление
satıcı – продавец
satmak – продавать
savaş – война
savaşçı – воин
sayesinde – благодаря
saygı – уважение
saygısız – неуважительный
sayısız – бесчисленный
sazcı – музыкант, играющий на сазе
seçmek – выбирать
selam – приветствие
selamlamak – приветствовать
selamlaşmak – здороваться
sepet – корзина
serin – прохладный
sermek – стелить
serpmek – распространять, брызгать
sert – жесткий, строгий
ses – голос, звук
seslenmek – звать
sessizlik – тишина
sevda, sevgi – любовь
sevilmek – быть любимым
sevinç – радость
seyahat – путешествие
sıçramak – прыгать
sığmak – вмещаться
sıkı – крепко, плотно
sıkıcı – неприятный, угнетающий
sıkılmak – смущаться, испытывать дискомфорт
sıkıntı – тяжесть, дискомфорт
sıkmak – тянуть, сжимать
sır – тайна, секрет
sıradan – обычный
sırt – 1) спина 2) горная вершина, хребет
sicim – веревка
sigara – сигарета
sihirbaz – маг, волшебник
silah – оружие
silmek – стирать, протирать
sinir – нерв
siper – укрытие
sokak – улица
solmak – бледнеть
solumak – дышать
soluk – дыхание
son – конец, последний
sonbahar – осень
sonsuz – бесконечный
soru – вопрос
sorumlu – ответственный
su – вода
sulamak – поливать
sur – стена (крепостная)
susmak – молчать
süre – срок, период
sürmek – длиться
sürmeli – подведенные (глаза)
sürü – стадо
süslenmek – украшаться
sütun – колонна
süzmek – томно смотреть
şakrak – веселый
şamdan – подсвечник
şampanya – шампанское
şapka – шляпа
şarkı – песня
şaşı – косой (о глазах)
şaşmak – удивляться
şeffaf – прозрачный
şehir – город
şehzade – принц, царевич
şekil – форма
şenlik – веселье
şerit – лента, полоса
şeytan – дьявол, бес
şık – элегантный
şifalı – целебный
şikayet – жалоба
şimşek – молния
şişe – бутылка
şişkin – распухший
şişko – толстяк, толстуха
şişman – толстый
şişmek – распухать
şüphe – сомнение
şüphesiz – без сомнения
T
tabaka – слой
tabii – конечно
tablo – картина
tabut – гроб
tahmin – догадка
tahta – деревянный
takım – команда, группа
takip etmek – следовать, следить
talep – требование
tam tersine – наоборот
tamamlamak – дополнять, заканчивать
tamir etmek – ремонтировать
tane – штука
tanık – свидетель
tanımak – узнавать
taraf – сторона
taranmak – причесываться
tarçın – корица
tarla – поле
taş – камень
taşımak – нести
taşmak – 1) выходить из берегов, вываливаться 2) не сдержаться
tatlı – сладкий
tatmin etmek – удовлетворять
tavan – потолок
tavır – поведение, манера
tavsiye – совет
taze – свежий
tebessüm – улыбка
tecrübe – опыт
tehdit – угроза
tehlike – опасность
tek başına – в одиночку
tek tük – одиночный, отдельный
tekrar – повтор
telaş – тревога
temmuz – июль
tenha – безлюдный
tepe – холм
ter – пот
tercüme – перевод
tereddüt etmek – колебаться
terlikler – тапочки
terzi – портной
teselli – утешение
teslimiyet – капитуляция, отдача
teşekkür – благодарность
tıkanmak – застрять
tırmalamak – царапать
tırnak – ноготь
titrek – дрожащий
titremek – дрожать
tokat – пощечина
toplamak – собирать
toplantı – собрание
toprak – земля
tören – церемония
tufan – буря
tuhaf – странный
tutmak – держать
tutuşmak – зажигаться
tuzlu – соленый
tül – тюль
tür – вид
Türkçe – турецкий язык
tütsü – благовония
U
uç – кончик, край
uçmak – летать
uçurtma uçurmak – запускать воздушного змея
uçurum – пропасть
ufak, ufak tefek – мелкий
ufuk – горизонт
uğramak – заходить куда-то
uğraşmak – заниматься
uğultu – гул
umutsuzluk – отчаяние
unutmak – забывать
usulsüz – неправильный
uşak – слуга
utanç – стыд
utanmak – стыдиться
uyandırmak – будить
uyanmak – просыпаться
uygun – подходящий
uyku – сон
uzaklaşmak – отдаляться
uzanmak – 1) протягиваться 2) доезжать куда-то
uzatmak – протягивать
ümit – надежда
ümitsizce – без надежды
ürkeklik – страх
ürkmek – бояться
ürperme – дрожь, трепет
üzgün – грустный
üzülmek – расстраиваться
üzüntü – грусть
V
vadetmek – обещать
vahşet – дикость
vakit – время
varlık – существование
varmak – достигать, добираться
vazgeçmek – отказываться
veda – прощание
veremli – больной туберкулезом
vurmak – бить
vücut – тело
Y
yabancı – чужой, иностранный
yağ – масло, жир
yağmalamak – грабить, разорять
yaka – воротник
yakalamak – поймать
yaklaşmak – приближаться
yakmak – жечь
yalan – ###
yalanlamak – опровергать
yalın ayak – босиком
yalnızlık – одиночество
yalvarmak – умолять
yanak – щека
yanardağ – вулкан
yangın – пожар
yanmak – гореть
yapışmak – здесь: хватать
yapıştırmak – приклеивать
yapmacık – искуственный
yara – рана
yaratık – создание, существо
yardım – помощь
yarı – половина
yarılmak – разверзаться
yastık – подушка
yaş – 1) возраст 2) слеза
yaşamak – жить
yatak – кровать
yatmak – лежать
yavaş – тихо, медленно
yavrum – обращение: детка, милая!
yaz – лето
yazık – жаль
yenilmek – быть побежденным
yenmek – победить
yerleşmek – размещаться
yerleştirmek – размещать
yeter – достаточно
yetmek – хватать
yıkılmak – рухнуть
yıldız – звезда
yılışmak – подлизываться, подобострастно улыбаться
yırtıcılık – хищность
yırtmak – рвать
yine – снова
yoksunluk – отсутствие, лишенность
yokuş – спуск
yol – дорога, пусть
yollamak – посылать
yorgan – одеяло
yumuşaklık – мягкость
yutkunmak – глотать
yuvarlanmak – катиться
yükselmek – возвышаться
yün – шерсть
yürek – сердце
yüz – лицо
yüzük – кольцо
Z
zahmet – хлопоты
zannetmek – думать, полагать
zaten – собственно, так или иначе, и так, уже
zavallı – несчастный
zayıf – слабый, худой
zehir – яд
zenci – африканец
zevk – удовольствие
zihin – разум
zil – звонок
zindan – темница
ziyaret – визит
ziyaretçi – посетитель
zor – сложный, трудный
zorlamak – принуждать
zorunda – вынужденный
Примечания
1
«Всякий раз, когда я видел Галипа Ферруха» – сочетание вопросительных слов с глаголом в условном наклонении или условной модальности (-sA) передает идею обобщения.
2
Шишли, Тюнель и далее Таксим, Тепебаши, Галатасарай – районы в европейской части Стамбула.
3
«Друг друга».
4
Сад Таксим – парк в европейской части Стамбула в конце XIX – начале XX века, модное место встреч, прогулок и развлечений.
5
Бейоглу – округ в европейской части Стамбула.
6
Мода – район в азиатской части Стамбула.
7
«Всякий, кто что-то скажет…» – сочетание вопросительных слов с глаголом в условном наклонении или условной модальности (-sA) передает идею обобщения.
8
Тюркю – жанр турецких народных песен.
9
Sevmek – любить, sevilmek – быть любимым. Аффиксы – Il, – In, – n образуют формы страдательного залога.
10
Geliş – приход, от глагола gelmek – приходить. Аффикс – (y)Iş образует от глагольных основ имена действия…
11
– nIn borusu tutmak – биться в припадке.
12
Borulu – припадочный, одержимый.
13
Кадифекале – крепость в городе Измир, построена в III веке до н. э. на горе Пагос.
14
«Я бы бросился» – прошедшее неопределенное время на – IrdI может передавать значение действия, которое могло бы совершиться при других условиях.
15
Ага – часть имени, уважительное обращение.
16
Бозйака – район на окраине Измира.
17
«Я бы не осмелился» – прошедшее неопределенное время на – IrdI может передавать значение действия, которое могло бы совершиться при других условиях.
18
Греч. χοντρή – «толстая».
19
Darbecik – слабый удар, «ударчик». Аффикс – CIk является уменьшительно-ласкательным.
20
Бургаз – один из Принцевых островов, находящихся в Мраморном море недалеко от азиатского берега Стамбула, место отдыха горожан.
21
«По крайней мере».
22
Yenmek – побеждать, yenilmek – проигрывать (быть побежденным). Аффиксы – Il, – In, – n образуют формы страдательного залога.
23
Маслак – район на севере европейской части Стамбула, во времена написания рассказа был маленькой деревней.
24
Мадмуазель, обращение к незамужней христианке.
25
Ada – остров. Один из Принцевых островов в Мраморном море недалеко от азиатского берега Стамбула, место отдыха горожан.
26
Саз, уд – струнные музыкальные инструменты, распространенные в странах Востока.
27
Рябой.
28
Be adam! (груб.) – эй, ты!
29
Бююкдере и далее Истинье, Сарыер – районы в европейской части Стамбула, на берегу пролива Босфор.
30
Кючюк Чифтлик – парк отдыха в европейской части Стамбула.
31
Ракы – крепкий алкогольный напиток, анисовая водка.
32
Греч. παλικάρι µου – обращение, «молодой человек».
33
Çiçek hastalığı (букв. «цветочная болезнь») – оспа.
34
Doya doya – вдоволь, от глагола doymak – насыщаться. Деепричастия на – (y)A – (y)A передают интенсивность, повторяемость действия.
35
«Прямо там, прямо на месте».
